Siyasi partilerin kurulması Osmanlı Devletinin son dönemine rastlar. Batılılaşma, birçok alanda olduğu gibi bu alanda da bir milattır. Siyasi Partiler Batı kaynaklıdır.

Siyasi akımların çoğu, yirminci yüzyılın ilk yıllarında Avrupa’nın çeşitli başkentlerinde cemiyetler şeklinde boy vermişti. Avrupa’ya sığınan Osmanlı aydınları eliyle kurulan bu cemiyetler, Osmanlı’yı bir dünya gücü olmaktan çıkarmak isteyen Avrupa Ülkeleri tarafından teşvik ve destek görüyordu. Daha sonra, özellikle Meşrutiyet yıllarında oluşan serbest ortamda bu cemiyetlerin çoğu İstanbul merkezli partilere dönüştü.

Meşrutiyet yıllarında Batı’daki her akıma paralel bir partiyle karşılaşmak mümkündür: “Fedakâranı Millet cemiyeti (1908). Osmanlı Ahrar fırkası (1908). Osmanlı Demokrat fırkası veya diğer adiyle Fırkai lbad (1909). İttihadı Muhammedi fırkası veya Fırkai Muhammedi-ye (1909). Heyeti Müttefikai Osmaniye (1909) diğer bazı siyasî kuruluşların katıldığı bir siyasî birlik olarak kurulmuştur. Mutedil Hürriyetperveran fırkası (1909); İslahatı Esasiyei Osmaniye fırkası (1909); Ahali fırkası (1910); Osmanlı Sosyalist fırkası (1910); Hürriyet ve İtilaf fırkası (1911); Ha-lâskâr Zabitan grubu (1912); Millî Meşrutiyet fırkası (1912).  Çeşitli fikir akımlarının etkileriyle kurulan, Nesli Cedit kulübü, Türk ocağı, İstihlâki Millî cemiyeti gibi bazı siyasî yönleri de olan dernekler. Bu siyasî kuruluşlardan, İttihat ve Terakki fırkası İkinci Meşrutiyet döneminde en önemli rolü oynadı, siyasî gelişmelerin sonucu olarak birçok siyasî parti faaliyetini durdurdu,” (http://www.biraz.gen.tr/hukuk/siyasi-partilerin-tarihi)

Nitekim 1908’den 1918’e kadar on yıl boyunca Batıcı ve Milliyetçi fikirlere sahip İttihad ve Terakki Partisi iktidarı elinde tuttu. Tam da Batı’nın istediği gibi, Osmanlı’nın parçalanması ve tarih sahnesinden çekilmesi için ne gerekiyorsa yaptı.

Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra; Meşrutiyet yıllarının aksine, çok partili sisteme izin verilmedi. Sultan Abdulhamid’i özgürlükleri kısıtlamakla suçlayan Cumhuriyet kadroları daha baskıcı ve tekçi bir rejim kurdular. Farklı siyasi görüşlerin ortaya çıkmasını engellediler. 1946 yılına kadar Cumhuriyet Halk Partisi Tek Parti diktatoryası ile ülkeyi yönetti.

Bu dönemde; Devleti yöneten Mustafa Kemal ve İnönü’nün onayı ve yönlendirmesi ile iki parti kuruldu. Ancak baskılara dayanamayarak kısa zamanda faaliyetlerine son vermek zorunda bırakıldılar.

Birincisi; Milli Mücadelenin belli başlı önderleri Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ve Adnan Adıvar’ın öncülüğünde 1924’te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasıdır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk muhalefet partisi olarak kuruldu. Ancak daha bir yılı dolmadan kapatıldı.

İkincisi; bizzat Mustafa Kemal’in talimatıyla çok partili siyasal yaşama geçiş amacıyla Ali Fethi Bey tarafından 1930’da kurdurulan Serbest Cumhuriyet Fırkasının da ömrü uzun olmadı. Hem Cumhuriyet Halk Partisinin hem de Devlet yönetimini müştereken elinde tutan Mustafa Kemal ve arkadaşları halkın bu partiye yöneldiğini görünce geri adım attılar. Kendi kurdurdukları partiyi dört ay gibi kısa bir süre sonra kapattırdılar.

Yirmi yedi yıl boyunca Cumhuriyet Halk Partisi tek başına ülke yönetimini Cheap Pandora Charms elinde tuttu. Başka bir siyasi akımın ortaya çıkmasına imkân tanımadı.

Ancak İkinci Dünya Savaşından sonra şartlar değişti. Çeşitli nedenler Türkiye’yi çok partili sisteme zorluyordu:

Savaşı kazanan ülkelerin demokratik rejimlere sahip olması, demokrasinin yayılmasına uygun zemin oluşturmuştu. Baskı altında bunalan Türkiye halkı da gelişmelere paralel olarak demokratik bir yönetimi şiddetle arzular olmuştu.

Batı bloku Türkiye’yi yanına çekerek hem Sovyet tehdidine karşı   mestdan     durmasını, hem de İslam Dünyası için Batı yanlısı bir model oluşturmasını istiyordu. Bu beklentinin gerçekleşmesi için demokratik bir ortama geçilmesi gerekliydi.

Türkiye zaten Lozan Operasyonu ile Batı hegemonyasına girmiş ve tarafını belli etmişti. Tam manasıyla Batı sisteminin içinde yer edinmesi için belli standartlara sahip olmasını gerekiyordu. Bunlar olmadan Batılı Organizasyonlarda yer alamazdı. Bunun için Batı, Türkiye’nin kısmen de olsa demokratikleşmesini gerekli görüyordu.

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here