Sahte taatlerimi yüzüme vurma Allah'ım!

Garip bir fırıncı vardı.

Kendisine sahte para verseler de parayı alır, paranın sahte olduğunu anladığı halde parayı verene söylemez, istediği ekmeği verirdi.

Etrafındakiler onun bu hâlini bilir, şaşırırlardı. Kimse onun neden böyle yaptığını anlamazdı. Nihayet ölüm vakti gelip çatınca fırıncı ellerini yüce dergâha açtı ve şöyle yalvardı:

“Ey Allah’ım, biliyorsun ki yıllarca insanlar bana sahte para getirdi ve ben bunu onların yüzüne vurmayıp istediklerini verdim.

Şimdi ben de Senin huzuruna sahte taâtlerle geliyorum, ne olur onları yüzüme vurma.”

Garip bir adam vardı.

Karısını ve çocukları için gece gündüz çalıştığı halde, onları memnun edemez, istekleriyle başedemez, dahası nankörlüklerine de ses çıkarmazdı.

Ona “niçin bunca çabana rağmen nankörlük eden ailene ses çıkaramıyorsun?” diye kızanlar olurdu.

Adam ölümüne yakın elini açtı ve:

“Ey Allah’ım, yıllarca ailem için çalıştım, nankörlüklerine ise ses çıkarmadım.

Şimdi senin huzuruna bin bir nankörlükle çıkıyorum, ne olur onları yüzüme vurma.” dedi.

Garip bir kadın vardı:

Eşine iyi hatun, çocuklarına müşfik bir anne, komşularına güvenilir bir komşu, arkadaşlarına candan bir arkadaş olurdu.

Onların her türlü eziyetine sabreder, sitem etmez, kalplerini kırmamaya gayret ederdi.

“Herkesin enayisi sen misin?” sözlerinden de etkilenmezdi.

Kadın ölümüne yakın elini kaldırdı ve:

“Ey Allah’ım, eğer dünyadaki bu halim hoşuna gittiyse ne olur bana karşı sen de öyle ol. Zira ben sabrını zorlayacak o kadar kötü işler yaptım ki…

Her zaman olduğu gibi şimdi de onlara sabır göster ve suçlarımı yüzüme vurma.” dedi.

Garip bir işveren vardı:

İşçilerine karşı pek cömert olduğu halde, işçileri sürekli ondan çalıp çırpardı. En ufak bir fedakarlık istese, mesai ücreti talebi ile karşılaşırdı.

Oysa zengin olmanın her türlü ilmini ve yolunu öğretmişlerdi. Patron arkadaşları işçileri şımartmamasını, fazla maaş vererek kötü örnek olmamasını, hırsızlığa karşı güvenlik tedbirlerini arttırmasını telkin etseler de o bunlara kulağını kapatırdı.

Öleceğini anlayınca elin kaldırdı ve:

“Ey Allah’ım, bilirim ki sen çok cömert bir padişah olmana ve bize ihtiyaç duymamana rağmen biz hep senden çalmak için uğraştık. Senin mülkünde, senin verdiğin güçle kazandığımız paranın havasını attık. Bize verdiğin bunca nimete rağmen bizden istediğin en ufak bir fedakârlık için ek ücret talep ettik. Eğer işçilerime karşı böyle davranmam hoşuna gittiyse şimdi sen de bana öyle davran.” dedi.

Garip bir baba vardı:

Kazanarak çoğalttığı bağını erkenden çocuklarına pay etti. Kendisine ise hiç bir şey bırakmadı. Sonra bir gün çocuklarını sınamak için hepsinden birer salkım üzüm istedi. Çocukları bağışlanan koca bağdan bir salkımı bile vermek istemediler.

Olayı görenler acı acı baksa da adam yüzünde bir mahcubiyet ile elini kaldırıp şöyle dedi:

“Ey Allah’ım, sen bana uzun ve sağlıklı bir zaman dilimi bıraktın ve benden çok az kısmını geri istedin. Ama ben o az kısmı bile sana vermekten kaçındım. Eğer çocuklarıma verdiğim bu öğüt hoşuna gittiyse sana ayırdığım az zamanlarımı çok say.” dedi.

Ey Allah’ım!

Nankörlüklerimi,

Suçlarımı,

Kibrimi,

Riyalı amellerimi,

Cimriliğimi,

Ve sahte taâtlerimi yüzüme vurma…

Selam ve dua ile