Prof. Dr. Salih Şimşek Yazdı…

 

Gâvura ‘yaranma’nın bir faydası olur mu ki?

 

‘Muhtemel’ tehlikeleri, bazen ‘göze almak’ gerek…

 

Söyleyenin ‘söylediğine’ inananların olması ne güzel…

 

Olur olmaz zaman ve mekânlarda havlayanlara itibar edilmez!

 

‘Adam’ olacak çocuk, Japon çizgi filmlerini izlerken belli olurmuş.

 

Aksakalın biri bir zamanlar şöyle demiş: testi kırıldıktan sonra akıl veren çok olur…

 

Ne mutlu bana… Herkes bana çalışıyor…Çalışmıyor görünen’ de, aslında bana çalışıyor.

 

Birileri bir zaman şöyle demiş: Süper olan o değil, onu anlayan dostları ve onların feraseti!

 

Her canlı bir gün gelir muhakkak ölür; önemli olan, ötelere gitmeden önce güzel ameller işlemesi…

 

Dünyamız, insanların hepsine yetecek ve hatta artacak kadar güzelliklere sahip, ama bir farkında olabilsek…

 

Güzel memleketimin güzel mekânları içinde bir kısım ‘yontulacak odun’ var ‘yontulamayacak kereste’ de var!

 

Seçim ortamında herkese farklı bir çağrışım yaptırsa da, tüm gıda maddeleri gibi EKMEK de mübarek bir maddedir.

 

İnsanoğlu her türlü güçlüğe ve kolaylığa alışır. Güçlüklere alışmak biraz daha zordur, ama göreceksiniz ki alışacak insanımız.

 

Dergâh duvarlarında yazarmış: Edeb Ya Hû! İlâ Edeb İllâ Edeb! Ama bunu bilmek veya görmek için dergâhlara gitmeye de gerek yok ki…

 

Herkes, herkesi ‘olduğu gibi’ kabul ederse, problem kalmaz! İnsanların birer robot olmadığını anlayanların başkalarının fikirlerine tahammülleri geniş olur.

 

Edebin, yaş ve baş ile büyüklük ve küçüklük ile ilgisi yoktur! Her şeyin başı edep de edep… İllâ Edep… Gerisi lâf u güzaf! Öyle diyorlar, ‘edep sahibi’ olanlar…

Resmen ve kadrolu olarak önemli bir işyerinde istihdam edilen birileri, işyerine hiç uğramaz, hiçbir görevi olmaz ve kendisine hiçbir görev verilmezse, bu nasıl çalışmaktır?

 

Derler ki; kendilerine göre ‘önemli’ bir makama gelince, ‘eski’ dost ve arkadaşlarını kaybedenlerin, o makamlardan düştükten sonra onlara selam göndermelerinin bir hükmü yokmuş…

 

Kendi yazdıklarını yayınlayan bir kısım insanların, yayınlanan yazılara övgü yazan okuyucularına kızmasını, hatta o okuyucusuna  ‘lan’ diye hitap etmesini anlamak mümkün mü? Mümkünse bu nasıl bir duygu ve ruh halidir?

 

Her şehirde bir (af buyurun) ‘eşek pazarı’ var. Ne demişler: Binilmeye razı olacak birisi varsa binen bulunur! Ben ‘eşekleri’ çok iyi tanıyan bir ‘uzman’ olduğum için, ‘eşek ihtiyacı olanlar’ önce bana başvuruyorlar.

 

“28 Şubat Süreci” denilen karanlık dönemde bir resmi dairenin müdürü, kendi çalışanları fişlenirken, kendisi fişlenmezse acaba onun hakkında ne düşünülür? Hele hele, o sabık Müdür hâlen, kendine göre,  ‘çok saygın’ (!) bir pozisyonda ise? Hatta ’28 Şubat süreci karşıtı bir oluşum’un içindeyse?
Hülasa;

Eli kalem tutanlar!

Ne yazarsanız yazın, ama muhakkak yazın.

Şimdi yayınlamasanız bile bir yerlere not bırakın!

Tarih bir gün yazılanları mercek altına alacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here