Başta Müslümanlar ve Kürtler olmak üzere herkes savrulmalardan farklı oranlarda payına düşeni aldı demiştik.
Savrulma, baskının ürettiği bir olumsuzluğu ve kişilik zaafını ifade ettiğine göre bundan kurtulmak için yoğun çaba göstermek her aklı başında insan için şarttır. Tüm Müslümanların ve paralelinde Kürtlerin asıl doğrultularına dönmek için çabalaması, akıl ve inancın gereğidir. Bunu yapmayanlar, başkalarının güdümünden kurtulamazlar ve gerçek kişiliklerine dönemezler.
O halde; öncelikle Müslümanlar ve Kürtler, dönüş yapmakla yükümlü oldukları doğru eksenin ne olduğunu bilmek ve anlamak zorundadırlar. Dahası, bununla kalmayıp bilgiyi inanca dönüştürüp içselleştirmelidirler.
Müslümanlar için asıl eksen, Din’in kaynaklarının, yani Kitap ve Peygamberin belirlediği yoldur. Allah, hayatlarını düzenlemek için gönderdiği Kitap ve onun en doğru uygulayıcısı olarak Peygambere uyulmasını zorunlu kılıyor. Kitap ve Peygambere imanı, Allah’a inanmakla eşdeğer tutuyor. Bu üç esasa ve öte dünyaya inanmayanı Müslüman saymıyor.
Bu inanç esaslarına uygun olarak şekillenmiş dünya görüşüne göre yaşamak her Müslüman’ın yükümlülüğüdür. Ana çerçeveye aykırı inanç ve düşünceleri reddetmek ve dolaylı etkilerini kırmak da aynı yükümlülüğün gereğidir. Bu noktada, bilinçli bir tutumla oluşturulan ve saf zihinleri bulandıran kimi tereddütleri de gidermek zorundadır.
Dikkatle üzerinde durulması şart olan tereddüt ve şüphelerin genellikle şöyle oluştuğuna şahit oluyoruz:
Birileri; “Hangi Din, Hangi İslam?” sorularını ortaya atıyor. Ardından; “Zıt ve farklı düşünceleri savunan birçok kişi ve gurup, Kitap ve Peygamberin yolunda olduğunu iddia ediyor. Her iki kaynağa ait delillerle haklı olduklarını kanıtlamaya çalışıyorlar. Hangisine inanacağımızı bilemiyoruz” diyorlar.
Geçmişte ve günümüzdeki kişi, gurup, cemaat, anlayış ve eğilimler arasındaki ihtilaf ve çelişkileri gösteren örnekleri öne çıkarıyorlar.
İslam Tarihinde; bir yandan Hz. Hüseyin’in şahadeti ve yaşanmış benzeri olayların izleri, bir yandan harici mantık, diğer yandan şiddeti tek yol sayan gurupların yaptıkları ile saltanatın kötülüklerini iddialarına dayanak yapıyorlar.
Böylece, İnsanların ve Müslümanların zihnine bir yığın olumsuz düşüncenin üşüşmesine yol açıyorlar. Din hakkında şüpheleri büyütüp besliyorlar.
Bu itirazları üretenlerin kimliğine baktığımızda ise, Din/İslam’a karşı olanlar ve onlara paralel düşünen bir kısım Müslümanlarla karşılaşıyoruz.
Küresel hegemonya, bu ve benzeri tedbirlerle konumunu tahkim ediyor. Yeryüzü egemenliği için yegâne engel gördüğü Din/İslam’ı geriletip, etkisizleştiriyor. Müslümanların iç sorunlarla boğuşarak, insanlığın ihtiyacı olan temel tez ve projelerini tanıtmalarına, yaymalarına ve uygulamalarına engel oluyor.
Bu amaca hizmet edenlerin başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:
Oryantalistlerin, Din’i ekseninden koparmak ve belirsiz olduğunu kanıtlamak için çalıştıkları, hatta bu amaçla ortaya çıktıklarını konuyla ilgisi bulunan herkes biliyor. İslam hakkında yaptıkları çalışmalarla Müslümanların zihinsel bir karmaşa içine girmeleri ve Din’e yönelişi önlemeyi amaçladıkları sır değil. Ayrıca ilginç bir şekilde Oryantalistler uzun çabalardan sonra görevlerini, kendilerine paralel düşen sözde Müslümanlara devretmeyi başardılar. Kendini inkâr pahasına kimi Müslüman kimlikli bir kısım aydınlar bu görevi zevkle yerine getirdiler ve toplumu büyük ölçüde inandırmayı da başardılar.
Din’i şiddetle özdeşleştirme projesi de aynı amaca hizmet ediyor. İnsanları, hatta Müslümanları Din’e ısındırmak, yakınlaştırmak şöyle dursun; uzaklaştırmaya ve nefrete zorluyor. Şüphe ve tereddütleri arttırıyor.
Diğer yandan; Din/İslam’ı küresel sistemin payandası yapmak için bütünlüğünü bozarak yumuşatma gayreti içine giren, aynı zamanda tahrife yol açan ve adına Ilımlı İslam denilen proje de aynı amaca hizmet ediyor.
Aynı amaca hizmet eden bir başka gurup ise; geçmişte ve günümüzde Din’i çıkar ve tahakküm aracı haline getirmek için bidat ve hurafeleri meşrulaştıranlardır.
Hepsi ve sayamadıklarımız bilerek veya bilmeyerek aynı değirmene su taşıyorlar. Bunun için illa da hain olmak şart değil, gafil olmak da yeterlidir.
Kuran’ın yer yer vurguladığı “Bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr ederiz, diyenler ve bu ikisi arasında bir yol edinmek isteyenler” Müslümanların savrulmasına işaret ediyor olmasın.
26.09.2013