Üç üniversite, üç farklı iklim derken bol renkli faaliyetler arasında gözlerimizi ve ruhumu bozan bir şeyler olduğunu farketmekte zorlanıyor muyuz?


Üniversite yıllarından beri “bahar şenliği” adlı etkinliklerde hep ikircikli düşüncelerim olmuştur.  Bir yandan memlekette entellektüel namına kim varsa karşınıza gelir size birşeyler anlatır, önemli bir an olarak hayatınızda yerini alır. Gazetelerde TVlerde görmeye alıştığınız insanlar yanıbaşınızda ve her türlü sorunuza hazır olur. Bursa`da öğrenci, Gaziantep`de de hoca olarak bu duyguyu defalarca yaşamış olmak üniversitenin bulunduğu şehre katkısı anlamında insanı mutlu edebildiğini söylemem hiç zor değil. Çok iyi hatırlarım ki 28 Şubat`ın etkilerinin dorukta olduğu bir zamanda üstelik başörtüsüne destek olan Etyen Mahcupyan`ın programını üniversite yönetimi son anda bir gün önceye almıştı. Son anda haberdar olup koşarak programa yetişeyim derken Etyen beyi karşımda görmüş ve ayak üstü birşeyler sormuştum. Bu bile insanı tuhaf bir duygu ile sarmalamaya yetiyordu.
Son yıllarda Gaziantep Üniversitesi`ndeki bahar şenliklerine katılan fikir adamlarının gerçekten farklılık arzetmesi sevindirici. Hele bir miktar “muhafazakar” olarak bilinen çevrelerin desteğiyle kurulan Zirve ve Gazikent Üniversitelerinin de yaptığı bazı etkinlikler Gaziantep için kayda değer.
Ancak bu yazının kastı bardağın çok az olarak duran dolu tarafı değil. Şenlik adı altında üniversitelerde yapılan bazı etkinlikler ve katılımcı profilleri, meselenin iç yüzündeki sıkıntıyı gözler önüne sermemizi gerektiriyor. Üniversite yıllarımda Bursa`daki şenliklerde dikkatimi çeken en önemli şey o güne kadar üniversitede hiç görmediğim garip giyimli (burdaki gariplik şimdilerde normal sayılan emo tarzı ya da satanizm eğilimli gençlerin  görünümleri de denilebilir!) kız ve erkeklerin şenlik alanının orta yerine kurulan çadırlarda gece gündüz “şenlenmek” adına yaptıklarıydı. Ders çalışan , emek veren dönem boyu bir sürü sıkıntıyla boğuşan biz öğrencilerden çok bu hiç göremediğimiz arkadaşlar şenlikci moduyla meydanlarda oluyor bir çok şeyi onlar yönlendiriyordu.
Gaziantep Üniversitesi`nde eski rektör zamanında yapılan biralı şenlikler ise tam bir faciaydı. Kanlı bıçaklı olaylar , gencecik insanların eline bedava tutuşturulan içkiler , kız-erkek ilişkilerinin artık olabilecek en son noktada alenen yapılması ve bütün bu olan bitenin üniversitede zaten çok da öğrenci modunda olmayan  öğrenciler(!) arasında olması gerçekten bu meseleyi ele almamızı gerektiriyor artık. Kendini göstermeye çalışan ve o güne dek giyinmediği kadar şuh giyinerek ortalarda aç gözlü erkeklerin gözüne meze olan kızların ve “abi benim derdim konser değil ki , işte anlayın ortam” diyen erkeklerin katıldığı bahar şenlikleri!
Gaziantep Üniversitesine bu sene katılan bir kozmetik firmasının bol minili genç kızları üniversiteli öğrencileri eğlendirmek için gelmişti , başardılar da sanırım. Bir de dondurma firması vardı ve sevgilisine kazık atmış bir erkeği çıkarıp dudağına ruj sürüp sonra da “ceza olarak başka bir kızı dudağından öpmelisin” şeklinde tuhaf yarışmaların yapıldığının görmek çok acı verici. Allahtan hiçbir kız öğrenci arkadaşımız buna teşne olmadı ve sunucu bolca rezil olarak o programı kapatıp gitti ikinci gün…. Allahtan geçen senelerdeki gibi içki yok. Gerçi Danıştay tuhaf bir şekilde “gençlerin katılabildiği etkinliklerde” içki satışını yasaklayan yönetmeliği durdurdu ama !
Meselenin konser boyutu , konsere gelen “sanatçı” boyutu ise tam bir ibretlik. Bu konuda ben kendi üniversitemi eleştirmek isterken Gazikent Üniversitesinin ilanlarında kendini belli eden “muhteşem” sanatçıları görünce , üstüne Anteppress deki haber fotoğraflarını görünce artık susmanın zorlaştığını farkettim. Gazikent gibi muhafazakar bilinen ve sürekli olarak farklı etkinliklerle ön plana çıkan üniversitemizdeki şenlik görüntüleri gerçekten acı veriyor. Bu nasıl muhafazakarlık demiyorum herhalde muhafazakarlık bu olsa gerek…. Gerektiğinde bolca taviz vermek yani !
Öğrencilere sunacağımız ufuk , onların şahsiyetlerini de bir nebze etkilemeli değil mi ? Şahsiyetin bina edilmesi çoğunlukla insan ruhuna hitap eden sanat edebiyat, sinema ve müziğin
değirmeninden geçmez mi? Eğer öyleyse şenlik adı altında üstelik de emek veren öğrencilerden çok
hababam tarzı üniversitelerde bulunanların daha çok eğlenip “ahlaka mugayir” işlerle meşgul olduğu ortamları bir kez daha düşünmek gerekmiyor mu? Üstelik bir idealin bir umudun peşinden
koştuğunu iddia eden üniversiteler bunu iki kere düşünmek zorunda değil mi?
Gerçekten üniversite ve şenlik bir araya gelince herşey mübah mı olmalı? Hiç bir sınır , çizgi ya da tarz olmamalı mı ? Herkes herşeyi istediği gibi yapmalı mı ? istenen bu mudur? Askerde bir üst rütbeli beni bira partisine çağırdığında ve gitmek istemediğimi söylediğim de “sen ne biçim üniversite mezunusun” demişti. On yılda onbeş milyon genç üretenlerin istediği genç tipi bu muydu? Üretim hatası olduğumuzu düşünüyorduk ama meğer biz(ler) de bu duruma alışmışız.
Bizler gerçekten bu şenliklerde ne yapmak istiyoruz? Bu soruyu bir dahaki sene üç üniversitesinin etkili ve yetkilileri ile şehrin bu konuda duyarlı insanları düşünmeli.  Zihnimizi , duygumuzu ve kalbimizi yenileyen az ama kaliteli etkinliklerle üniversiteler şehre can verebilir. Ya da sadece kimse sesini çıkarmıyor diye sessiz kalınan onca garabete ve gayrı ahlaki durumlara ortam yaratarak şehri yaralayabilir.

02.06.2011