Bosna Hersek’te düzenlenen ve daha önce resim ve notlarını paylaştığımı 3. Uluslar arası Balkanlarda Sosyal Bilimler Kongresi’ne yaptığımız sunumun konusu “Modern Dünyada Mülteci Olmak” başlıklı, mültecileri konu olan bir sunumdu. Sunumun sonuç kısmında, özetle, vurguladığımız noktalar şunlardı: 1-) Herhangi bir sebeple zulüm, baskı ve işkence gören insanlar için İltica bir haktır. 2-) İltica kısa vadede ülkeleri ekonomik ve siyasi açıdan sıkıntıya soksa bile uzun vadede iltica edilen ülke de kazanacaktır. Dolayısıyla her iki taraf için de, iş gücü vs. gibi kaynakların doğru kullanılması halinde kazanç söz konusu olacaktır. 3-) İslam Hukukuna göre İltica eden kişi, İltica ettiği yerin asli unsurudur. Üçüncü ve son madde tüm Müslümanlar için bağlayıcı bir noktadır. Bu makaleyi sunduktan sonra İslam tarihi ile ilgili okuma yaparken Hicret vakası, bana bu iki olgu arasındaki ilişkiyi hatırlattı. Bir nevi onlar muhacir konumundadırlar. Bize düşen görev ise ensar olmaktır. Aslında bu ilişki (yani ensar-muhacir ilişkisi) Müslümanlar için mültecilere yaklaşımda bir model olarak alınabilir. Suriye’de yaşanan zulümden kaçan kardeşlerimiz Türkiye’ye sığınmışlar ve Hatay’a yerleştirilmişlerdir. Sayın Başbakanımız bu konuda gerekli hassasiyeti göstermiş ve Müslümanca bir tavır ile kapıların sonuna kadar açık olduğunu belirtmiştir. Bu noktada bizlere de bazı görevler düşmektedir. Şuanda yaklaşık 10 bin civarında Suriyeli kardeşimiz Hatay’daki mülteci kamplarında barınmaktadır. Devlet inisiyatif almıştır ama sadece bunula yetinmeyip vatandaşlar olarak da üzerimize düşeni yapmalıyız. “Müslümanlar bir vücut gibidirler, eğer vücudun herhangi bir yerinde bir acı hissedilirse bütün vücut o acıyı hisseder” mealindeki hadisi şerif hükmü uyarınca hepimiz bu konuda hassas davranmalıyız. Eğer bu olay geniş bir insan topluluğunun duyarlılığına sunabilirsek ciddi anlamda son derece düşük mali yardımlarla kardeşlerimizi misafir edebiliriz. Devlet gerekli yardımı şuan yapmaya çalışmaktadır. Ancak devlete ihtiyaç duymadan bu problemi halk olarak halletmek, ülkelerin halkları arasında daha güzel ilişkilerin doğmasına ve Müslümanlar arası muhabbetin artmasına vesile olacaktır. Burada asıl amaç geniş katılımdır. 1 kişiden alınacak 5000 TL’dense 5000 kişiden alınacak 5000 TL çok daha kıymetlidir. Ayrıca küçük miktarlara büyük işlerin yapılabileceğinin göstergesi olması açısından da önemlidir. Bu bağlamda her kardeşimiz 1 ekmek parası verse sadece Antep bu kardeşlerimizin İaşesini temin edebilir. STK’lara burada önemli iş düşmektedir. Bunu bir kampanyaya dönüştürüp mümkün olan en geniş insan sayısına yaymak ve onların katılımını sağlamak, bu işin kolayca üstesinden gelinmesini sağlar. Örneğin Sendikalar her üyelerinden 1 TL alsa bu kardeşlerin sorunu önemli ölçüde çözülecektir. Her STK’nın sadece yöneticileri ve üyeleri bile hergün “BİR EKMEKDE KARDEŞİM İÇİN” diyerek bir ekmek parasını kardeşlerimize bağışlasa sorun ortadan kalkacak ve daha fazlasını bile barındıracak bir organizasyon yapılabilecektir. İslam tarihi ve siyer okurken imrendiğimiz insanlar sadece o dönemde yaşamış birer şahsiyet değildir. Bizler için örnek olan tarihsel şahsiyetlerdir. O halde HAYDİ!!! Vakit ENSAR olma vaktidir.

24.06.2011