Irak adlı devletin Birinci Paylaşım Savaşından sonra; Basra, Bağdat, Musul mdcflex four fatal cases, inches wide ve kısmen Diyarbekir eyaletlerinden oluşan topraklarda kurulduğunu ve daha önce böyle bir devletin olmadığını hatırlayalım.

Irak, Müslüman Blokun çökertilmesi ve yeni devletlerin sınırlarının çizilmesi sonucu oluşturulan elli yapay devletten biridir. Nihai sınırları, Musul Vilayeti olarak adlandırılan parçalanmış Kürdistan’ın güney topraklarının eklenmesiyle belirlendi.

Sömürge devleti haline getirildiği 1919’dan beri Irak hiçbir dönem istikrarlı bir ülke olmadı. Zaten bütün sömürgeler gibi istikrarlı olmaması kuruluş amacında mündemiçti.

2003’te yeni bir düzene tabi tutulmak üzere ortaklarının desteğiyle Amerika tarafından işgal edildi. Amerika’nın işgal gerekçelerine uygun olarak oluşturulan yeni siyasi sisteme göre; daha önce Sünni Araplardan sayılan Saddam’ın elinde bulunan yönetim, en kalabalık nüfusa sahip Şiilere geçti. Kürdistan’da ise, federal bir Kürt Devleti kuruldu.

Şiiler ve Kürtler; birinci derecede belirleyici oldukları bir yönetim mekanizmasına sahip olurken, Sünni Araplar ikinci planda ve etkili olmadıkları bir konuma düştüler.

Uygulanan kota sistemine göre en etkili makam olan Başbakanlık, her zaman Şiilerin elinde kalacak şekilde ayarlandı. Kürtler de bütünüyle kendilerine ait bir Federe Devlete sahip oldular. Yürütmede birinci derecede etkili olmayan kimi görevler ise Sünni Araplara kaldı. Meclis Başkanlığı, Cumhurbaşkanı Yardımcılığı, Bazı Bakanlıklar gibi.

Şiiler ve Kürtler; Sünni Araplara dayalı bir diktatörlükle ülkeyi yöneten Saddam’ın zulmünden çok çekmişlerdi. Saddam devrilince, Şiiler ve Kürtler, işbirlikçisi saydıkları Sünni Arapları Saddam’ın suç ortağı gibi gördüler. Bazen açıktan, bazen bilinçaltı dürtüleriyle suç ortaklarından rövanş almaya yöneldiler. Onların yeniden güç sahibi olmalarını engelleyen tedbirler almayı ihmal etmediler.

Sistemin biraz kenarında tutulan Sünni Arapların son yıllarda dışlanmışlık duygusuna kapıldıkları anlaşılıyor. Süreç içinde memnuniyetsizliği besleyen bu duygu,  şiddete dayalı yöntemlerle ifade edilen tepkilere dönüştü. Sünni Pandora Special Moment provided bicycle routines on older streets and then determine Arapların içinden çıkan gruplar çeşitli şiddet eylemlerine giriştiler. Silahlı gruplar halktan destek gördü. Çatışma ve şiddet ortamı, şiddet yanlısı örgütlerin gelişip güçlenmesine uygun zemin oluşturdu.

Nitekim El Kaide ve IŞİD faaliyet alanı bulurken; İzzet ed-Dûrî’ye bağlı Baasçı Cihad ve Özgürlük Yüksek Komutanlığı, Islah ve Cihad Cephesi , (Cihad ve Değişim Cephesi, Islah ve Cihad Cephesi, Selahaddin Eyyubi Tugayları ve Irak’ın Hamas’ından oluşan) Irak Direniş Konseyi, Irak İslam Devleti, Ensar el-İslam, Ebubekir Sıddık Selefî Ordusu, Saad bin Ebi Vakkas Ordusu, İslam Kalkanı Tugayı, Mustafa Ordusu, Irak İslâmî Direniş Cephesi (CAMİ), Nakşi Ordusu ve adlarını sayamadığımız farklı renk ve tonlarda yeni birçok örgüt türedi.

Felluce, Samarra, Ramadi gibi Sünni Arapların ağırlıklı olduğu kentlerde uzun zamandan beri süren çatışmaların büyük ölçüde anılan nedenlere dayandığı sır değil. Bağdat başta olmak üzere diğer bölgelerde süren bombalamaların ve şiddet olaylarının arkasında da aynı gerekçelerin ve örgütlerin bulunduğu açıktır.

Bu yüzden, Musul’un işgali ve ardından süren olayların tek başına IŞİD tarafından yürütüldüğü algısı yanıltıcıdır. Daha çok, medyanın sansasyonel yayınlarla oluşturduğu bu algı aslında gerçeği bütünüyle yansıtmıyor. Arka planı dikkate almadan, halkın desteği ve başka grupların katkısını görmeden gelişen olaylarla sağlıklı bir değerlendirme yapılamaz.

Elbette; kaostan beslenen odaklar, yabancı ülke istihbaratları ve fanatik taraftarların planladığı eylemlerin de büyük önem taşıdığı hesaplanmalıdır.

Seksen öncesi Türkiye’deki çatışmalarda gördüğümüz aynı silahla hem sağcıların, hem solcuların vurulduğuna benzer eylemlerin Irak’ta da planlandığını göz ardı etmemek gerekir. Bir gün Sünni, diğer gün Şii mahallelerin, camilerin, işyerlerinin saldırılara hedef olması, bir takım derin güçlerin burada da işbaşında olduğunun gösteriyor.

Unutmayalım ki, sömürgeler böyle yönetilir!

Kargaşa, çatışma, kaos, şiddet, mezhepçilik ve ırkçılık tahrik edilerek gözü dönmüş gruplar sahaya sürülüyor. Ürettikleri silahları ellerine vererek Allah için, Cihad için, Sünnilik için, Şiilik için, bağımsızlık için, özgürlük için, halk için, hak için(!) birbirlerini vurmalarını, kırmalarını sağlıyorlar.

Bu tuzaklara düşenler de kendilerini cihad eden kahramanlar gibi görüyor. Kimileri de sömürge valisi olduğunu saklayarak Irak’ı yönettiğini iddia ediyor.

Bu ülkelerin kaynaklarını taşımak ve sömürüyü derinleştirmek için bundan daha uygun ortam bulunabilir mi?

16.06.14