Resim_1296076325Newsweek Türkiye Dergisi yazarımız Mustafa Yıldız, Ali Bulaç ve Necdet Subaşı`nın görüşlerine yer verdi.

 

İslam Dünyasında Türkiyenin etkisi nedir? Newsweek Türkiye Dergisi bu konuyu ele aldığı yazıda Müslüman entellektüellerden Ali BulaçMustafa Yıldız ve Necdet Subaşı`nın görüşlerine yer verdi.
SÖZ GÜMÜŞ`TE SÜKUT ENTELLEKTÜELDE
Newsweek Türkiye / Denet C. Tezel
Türkiye, Onur konuğu olduğu 2008 Frankfurt Kitap Fuarı`na başta Nobel Ödüllü Orhan Pamuk olmak üzere 300`ü aşkın yazar, çevirmen, şair ve edebiyatçı, 100`den fazla yayıneviyle katıldı. Üç ay sonra, Ocak`ta İslam dünyasının en önemli kitap fuarı başladı. Kahire Kitap Fuarı 41`inci kez ziyaretçilere “esselamü aleyküm” dedi. Türkiye`nin Kahire`deki performansı Frankfurt`taki ışıltılı görünümden çok farklıydı. Fuara, Kültür Bakanlığı dışında sadece Altınbaşak, Nil ve Sözler yayınevleri katıldı.
Kahire Kitap Fuarı, Türkiye`nin İslam dünyasıyla kültürel etkileşiminin zayıflığını göstermesi açısından önemli. Oysa siyasi arenada durum farklı. Türkiye`nin Ortadoğu`yla ilişkileri 2002`den beri yenileniyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve hükümeti, büyük tartışmalara karşın Türkiye`yi Ortadoğu için ekonomik ve politik çekim merkezine dönüştürmek amacıyla adımlar atıyor. Son olarak Başbakan Erdoğan`ın Davos`taki çıkışına bir de neoOsmanlı tartışması eklenince Türkiye`nin bölgenin lider ülkesi olduğu dillendirilmeye başladı.

Ancak bu pembe tabloda bir İranlı`nın Türkiye`ye ayna tutması gecikmedi. 20`ye yakın kitabı Türkçe`ye çevrilen George Washington Üniversitesi İslam Araştırmaları profesörü Seyyid Hüseyin Nasr, Ocak ayında geldiği İstanbul`da Newsweek Türkiye`ye verdiği röportajda “Türkiye İslam dünyasında hiçbir entelektüel rol oynamıyor” dedi. “Beş milyonluk Lübnan`ın Türkiye`den daha fazla etkisi var.” Nasr`a göre bunun en önemli nedeni, İslam dünyasını etkileyen Türk entelektüellerin bulunmamasıydı. 20072008 yıllarında Türkçe`den Arapça`ya ve Arapça`dan Türkçe`ye çevrilen eserlerin sayısı Nasr`ı doğruluyor. Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü`ne bağlı İSBN Ajansı`na kayıtlı verilere göre 2007`de Arapça`dan Türkçe`ye çevrilen eser sayısı 147 iken Türkçe`den Arapça`ya çevrilen eser sayısı 7. 2008 yılında durum daha vahim: Arapça`dan Türkçe`ye çevrilen eser sayısı 337, Türkçe`den Arapça`ya çevrilen eser sayısı ise sadece 4.

70 milyonu aşkın nüfusu, 2 milyar TL bütçeli (2008 rakamı) kalabalık bir Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) kadrosu ve 25`e yakın ilahiyat fakültesine rağmen Türkiye`nin İslam dünyasına etkili ve saygın düşünürler verememesini konunun uzmanları farklı yorumluyor. Columbia Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü Direktörü tarih profesörü Richard W. Bulliet, 19`uncu yüzyıl sonunda görülen Osmanlı etkisinin sosyopolitik nedenlerle Ortadoğu`da bir daha asla yaşanmayacağının altını çiziyor. Türkiye`nin entelektüel birikim açısından Ortadoğu`nun en verimli ülkelerinden birine dönüştüğünü düşünen Bulliet, buna karşın Türkiye`de din düşünürlerinin Müslüman siyasi liderlerin yarattığı etkinin gerisinde kaldığını savunuyor. “Bu durumun temel nedeni, İslam`la ulusdevlet kavramları arasındaki zıtlık” diyor Bulliet. Nasr`dan farklı düşünen bir başka isim, Prof. Michael Meeker. 1980`ler ve 90`larda Türkiye ve Türk Müslüman aydınlara yönelik yaptığı incelemelerle tanınan Amerikalı profesör, “İsmet Özel, Rasim Özdenören ve Ali Bulaç gibi düşünürler `aydın` statüsünde. Oysa İslam dünyasında `âlim` ve `ulema` sınıfı etkilidir” diyor.

Ulema, sorunun göbeğinde yer alan kavram. Osmanlı İmparatorluğu`nda toplumu etkileyen güçlü bir ulema sınıfı vardı. Ancak bu ulema iki farklı gruptan oluşuyordu. Birisi imparatorluğun memuru statüsündeki resmi, diğeri bağımsız sivil ulema. Cumhuriyet`in ilanından sonra 1924`te Hilafet`in kaldırılmasının ardından sivil ulema da silindi. DİB ise Osmanlı`da olduğu gibi kamu uleması görüntüsüyle devlet politikalarına paralel rol oynadı. Batı eksenli laik politikalarla yönetilen Müslüman Türkiye`de, İslam dinine odaklanan aydınlar yerine Avrupa kültürüyle bezenmiş entelektüel bir sınıf oluştu. Buna karşın özellikle 12 Eylül 1980 Darbesi`nden sonra İslam`ı merkez alan aydınların varlığı hızla artmaya başladı. Türkler`in Müslüman kimliklerinin çok daha kolay hatırlatıldığı ve dinin siyasette daha belirleyici olmaya başladığı son 30 yılda toplumun İslam`la ilişkisi 1923`ten beri en yoğun günlerini yaşıyor.

Bilimsel verilerin yokluğunda bu dönüşümün en somut göstergelerinden biri Türk kitap piyasasının kalbi Cağaloğlu. 1980`lere kadar sol eğilimli yayınevleri ve dağıtımcıların yoğun olarak yer aldığı tarihi semtin sokak ve hanları 30 yıldır dini kitaplar basan yayınevlerini ağırlıyor. Gelişen bu pazara yönelik uzman dağıtım evleri de türedi. Bunlardan biri Cağaloğlu Kitap Dağıtım. Eski bir iş hanının zemin katında faaliyet gösteren dağıtımcının kapısından girer girmez Arap yazarların adlarını taşıyan çeviri kitaplar dikkat çekiyor. Sıra sıra Kuran`ı Kerim mealleri raflarda boy gösterirken, kimisi tanınan kimisi henüz popülerleşmemiş Türk yazarların kitapları dağıtılmayı bekliyor. Dört yıldır İslamcı kitap dağıtım şirketlerinde çalışan Sinan Belgin, “Son yıllarda Arap düşünürlere ait Türkçe`ye çevrilen kitap sayısında büyük artış var” diyor “oysa Türkçe`den Arapça`ya çeviri kitaplar çok sınırlı. Olanlar da cemaat yayınları.” Türk Müslüman entelektüeli deyince Belgin`in aklına gelen ilk isim 20`den fazla kitaba imza atan Ali Bulaç. Ancak genç kitapçı Bulaç`ın hangi kitabının Arapça`ya çevrildiğiniyse bilmediğini söylüyor.
Ali Bulaç 1980`den sonra yazdığı kitaplarla dikkat çeken, günümüzde İslam eksenli Türk aydın sınıfının en önemli figürlerinden biri. İmam Hatip kökenli Bulaç, İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü ve İstanbul Üniversitesi sosyoloji mezunu. O da Nasr`dan farklı düşünmüyor: “İslam dünyasında daha etkin bir rol oynayabilmesi ve Müslüman halklar tarafından benimsenmesi için Türkiye`nin güçlü bir İslami entelektüel altyapıya ihtiyacı var.” Bulaç`a göre “Türkiye gibi bir ülkenin Ortadoğu`ya açılırken elinde bulundurabileceği güç, yüksek askeri teknoloji, mali veya ekonomik refah değil, yumuşak güç” olarak tabir ettiği kültür. “Oysa Türk aydınlarının önemli bir bölümü Frankofon veya Anglosakson eğitiminden geçmiş” diyor Bulaç. “Bu yüzden Türkiye`nin bölgeyle ilişkisini sağlayacak ilk köprü bölgenin dilini, gramerini iyi bilmesi olacaktır.” Bulaç, Ocak ayında ilk kez piyasaya çıkan “Özgün Düşünce” dergisindeki “İslamcılık Düşüncesi” başlıklı yazısında Türkiye`de sivil İslam aydınının yetişmemiş olmasında en büyük etkenlerden biri olarak Çanakkale Savaşı`nı (1915) gösteriyor. “Savaşta 30 bine yakın medreselinin şehit olmasıyla büyük bir potansiyel yok oldu” diyen Bulaç`a göre bir diğer etken Batı eksenli otoriter laik devlet politikaları oldu.

Yazar Ümit Aktaş`ın kurduğu “Özgün Düşünce” dergisinin sloganı “İslami Düşünce Dergisi”. Üç aylık dergide dikkat çeken bir başka yazı “Ulemasız Topluma Doğru Modern Türkiye`de Ulemanın Tükenişi”. Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi`nden mezun olup tefsir üzerine master yapan Mustafa Yıldız`ın kaleme aldığı yazı, Cumhuriyet`in resmi politikalarının, Müslüman toplumlar için olmazsa olmaz kabul ettiği ulema sınıfını nasıl yok ettiğinden yakınıyor. Yıldız, “Bu baskı ve koskoca bir medeniyetin kültürel mirasına uygulanan dışlayıcı tavır entelektüel bir sekteye yol açtı” diyor. Ancak ona göre özellikle 70`lerin ardından başlayan genç kuşakların kendi kültürel kaynaklarına dönüş arayışı, semeresini vermeye başladı. Dolayısıyla İranlı Nasr`dan iyimser Yıldız. “Herşeye rağmen bugün Türkiye`nin Müslüman entelektüelleri kendi özgün tecrübelerinden yola çıkarak hem Türkiye`nin geleceği açısından, hem İslam dünyası açısından hem de tüm dünyanın ihtiyaç duyduğu konularda dikkate değer şeyler söyleyebilecek noktaya geldi.”

Türk aydınlarının dinle ilişkisini ortaya koyan akademik çalışmaların sayısı kısıtlı. Bu konuda en yetkin isimlerden biriyse Muğla Üniversitesi Felsefe Bölümü`nden Yrd. Doç. Necdet Subaşı. “Türk Aydınının Din Anlayışı” üzerine doktora yapan Subaşı, Türk entelektüel geleneğinin “Müslüman dünyayla bilişsel düzeyde sağlam ve tutarlı bir ilişki” kurmadığını tespit etmiş. Kurduğu keskin cümlelerle dikkat çeken Subaşı, “Modernlik vurgusunu yücelten laik entelektüellerin otoriteryenliği karşısında Müslüman entelektüeller, mücadelelerini paradoksal bir şekilde kendi dil ve söylemleriyle vermek yerine hakim dil ve söylemlerle vermek zorunda kaldı” diyor. Son yıllarda İslam dünyasıyla yaşanan gelişmelerin bir devlet politikası olmaktan çok bir iktidar farkı olarak algılanması gerektiğinin altını çizen Subaşı`ya göre, “Bölgesel yakınlaşmayı gerçek bir verimliliğe ulaştıracak asıl adımlar ancak entelektüel bir ilgiyle pekiştirilip güçlendirilebilir”.
Şimdilerde Devlet Bakanı Sait Yazıcıoğlu`nun danışmanlığını yapan Subaşı`nın temennisini Bulaç ters yüz ediyor. “Adalet ve Kalkınma Partisi`nin (AKP) iktidara geldiği 2002`den bu yana İslami entelektüel hayat ağır darbe aldı” diyor Bulaç. Bu iddiasına üç temel gerekçe ekliyor. İlki, muhafazakâr demokrat siyasi kimliği seçen AKP`nin bu tercihinin, İslamcı fikriyatı ve 1856`dan bu yana bu topraklarda gelişen İslami entelektüel referans çerçevesini değiştirmesi. Bulaç`ın ikinci gerekçesi, yetişmekte olan genç Müslüman entelektüellerin devletin bürokratik mekanizmalarında istihdam etmek suretiyle devlet memuru haline getirilmesi. Geleneksel Müslüman bilginlerin “Sultanın sarayından, zenginlerin sofrasından uzak dur” prensibini hatırlatıyor Bulaç ve şöyle diyor: “Müslüman entelektüeller iktidar partisinin veya devlet politikalarının fetvacısı olmamalı. Onlar hem mevcut durumu eleştirmeli, hem çıtayı yüksek tutup ideal olana vurgu yapmalı.” Bulaç`ın vurguladığı üçüncü gerekçe ise eskiden daha bağımsız ve sivil olan cemaatlerin AKP döneminde aşırı politize olmaları: “Eskiden evlerde derinlikli kitaplar, tefsirler okunur, üzerinde tartışılırdı. Şimdi az bir şey okunuyor, arkasından politika konuşuluyor.”
Türkiye`yi İslam coğrafyasında daha entelektüel bir rolde görmek isteyenler çok da karamsar olmamalı. Bu coğrafyada “sokakları” entelektüel fikirlerden farklı şeyler etkileyebiliyor. Mısır`da çalışan gazeteci Aydoğan Kalabalık, İslam eğitimiyle ünlü üniversite El Ezher mezunu. Ona göre Türkiye`nin bölgede oynayabileceği daha farklı ve etkin kartlar var. Zira son yıllarda halkların iple çektiği ve hayranlıkla izlediği, Ihlamurlar Altında, Kurtlar Vadisi ve Gümüş gibi Arapça`ya çevrilen onlarca dizi, Türkiye`nin Arap ve haliyle İslam dünyasındaki etkinliğini mevcut entelektüellerin yapamayacağı kadar arttırdı.
Kaynak: Newsweek Türkiye