Rasim Bayram Antakya Mültecilerini Yazdı

 Resim_1337235824

 

Suriye’den İlk Gelen Mülteciler           
Birileri Uğraştı Ancak Antakya Halkı Hataya Düşmedi.
 
5 Haziran 2011’de  , Cisr el şuğur’da 120 güvenlik elemanının öldürülmesi olaylarından sonra Hatay sınırında Karbeyaz ve Güveççi köylerinin olduğu bölgeden Suriyeli mülteciler Ülkemize giriş yapmaya başladılar.Bu göç dalgası Hatay sınırında ilkti ve halktan insanlarla birlikte, çatışmalarda yaralanmış kişilerde Hatay’da kurulan kamplara geliyorlardı.40 civarında yaralı Antakya’daki hastanelere ambulanslarla taşınıyordu.Yaralıların hepsi kurşun yarası almış veya çatışmalarda yaralanmıştı.Sınırdan geçenler kalabalığı görünce ‘Kahrolsun Hizbullah’, ‘Kahrolsun İran’ diye slogan atmaya başlıyorlardı. Ben bu atılan sloganlara bir türlü anlam veremedim.Suriye’den geliyorlar , Zalim Esad Zulmünden Kaçıyorlar, ancak Hizbullah ve İran aleyhine avazları çıktığı kadar bağırıyorlar.Hatta Esad’dan hiç bahseden bile yoktu.
Yaralılar hastanelerde tedavi görürken , kendilerine ‘size ne oldu ?’ diye sorulması üzerine çok ilginç açıklamalarda bulundular.’Bizi Hizbullah Militanları öldürüyor, yaralıyor, namusumuza el uzatıyor’ dediler.Niçin Suriye’deki hastanelerde tedavi olmadınız bu zor şartlarda buraya geldiniz diye sorulması üzerine ise; ‘Suriye’deki hastanelerde İranlı doktorlar çalışıyor bize bir iğne yapıp bizi öldürüyorlar’ şeklinde akıllara zarar açıklamalarda bulundular.
Birkaç gün geçmeden bu kişiler ,Antakya’daki doktor ve hemşirelerin Alevi oldukları gerekçesiyle kendilerine kötü muamele ettiklerini ,yanlış tedavi yaptıklarını, anestezi yapmadan işlem yaptıklarını, canlarını yakarak enjeksiyon yaptıklarını,yemekleri kötü verdiklerini, ameliyat etmedikleri ve hatta çarşafları günlük değiştirmedikleri gibi şikayetlerde bulunmaya ve seslerini yükseltmeye başladılar.Kendilerini ziyarete gelenlere bunları anlatıyorlardı.
Derken Kuveyt , Katar , Bahreyn ve Suud ‘dan petrol şeyhleri ile etkili devlet ve din adamları Antakya’ya gelerek imdat’a yetişmiş ,yaralıları ziyaret etmiş, kamplara destek ziyaretleri yapmış ,sınır geçiş bölgelerine giderek uluslar arası , ulusal ve yerel televizyon kanallarına ‘Hizbullah’ın vahşetinden ,İran’ın cinayetlerinden’ bahis etmişlerdir.   Cisr’deki olaylar Hatay sınırında ilk olaylardı ve Antakya’daki kamplara gelen bu kişiler bu bölgedeki olaylara karışmış veya olaylardan etkilenmiş ilk kişilerdi. Ancak   bu olaylardan 2 ay önce ,5 Nisan’da İngiliz İstanbul Başkonsolos Yardımcısı ve 13 Nisan’da ABD Ankara Başkonsolosunun Sınır boylarını ziyaret ederek muhtemel senaryolar ve muhtemel kamp yerleri ile tahliye yerleri hakkında inceleme ve araştırma yapmış olmaları, mülteciler tarafından kullanılan söylem ve dil , destek için gelen Katar ve avenesi ekibi hep beraber değerlendirildiğinde , oynanmak istenen oyunun ve başarılmak istenen senaryonun vahameti ortaya çıkmaktadır.İran ve Hizbullah’ın Dünya Kamuoyunda özellikle İslam Aleminde kazandığı itibarı yok etmek , İsrail’i tehdit göstereni tehdit haline getirmek,şu veya bu gerekçelerle özellikle mezhebi kaygılarla dışlamak , içinde Suud ,Katar , Kuveyt Petrol Şeyhleri ve Din adamları , İngiltere,Fransa ,ABD, Kanada sivil toplum örgütleri ve aktivistleri,maddi manevi desteği , Suriyeli Mültecilerin dramatik görüntü ve dehşet açıklamaları ile kollektif bir çalışmanın ürünü olarak işlemektedir.Oteller Katar  ,Kuveyt , son dönemlerde Libya’lıların da  karargahı haline geldi.Demokrasi ve Özgürlük aşığı Petrol şeyhleri yanlarında getirdikleri dolarları , Suriyeli mağdur ve mazlumlara vererek Suriye’ye demokrasi gelmesi için mücadele edenlere yardım ettiler. Bu arada İstanbul’dan akıncı birlikler oluşturarak 16 Temmuz’da Antakya’ya gelerek mültecilerin Antakya’dan bulamadığı Alevi aleyhtarı desteği vermek ve Alevilere gözdağı vermek için oluşturulan dalgayı da unutmamak gerek.
Cisr’deki olayların sonrasında 15 bine yakın kişi Antakya’da kurulan bu kamplara geldi. Gelir gelmez biz bu çadırlarda mı yaşamaya geldik nerde bizim ev ve arabamız, biz maaşı nerden alacağız gibi ifadeler kullandılar ve vaad edilenlerin gerçekleşmediğini gören mültecilerin büyük bir kısmı geri Suriye’ye döndü ( sayı 6 bine kadar düştü). Hatay’a ilk gelen bu mülteciler olayın Alevi-Sünni çatışması şeklinde anlaşılması için çok çaba sarf ettiler ve Antakya’daki akrabaları olan Sünni Arapların kendilerine destek vermelerini, Suriye’deki Alevilerin akrabası olan Antakya’daki Alevilere karşı ortak mücadele edilmesi gerektiğini dillendirmeye başladılar. İslam’da Kısas hükmünün var olduğunu ve gerçekleştirilmesi gerektiğini ileri sürdüler. Onlar orda öldürüyor bizde burada öldürmeliyiz şeklinde halk arasında söylentiler yaymaya çalıştılar. Ancak tüm bu çaba ve gayretlere rağmen Antakya halkı, Suriyeli Mülteciler, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Suud Petrol Şeyhleri ile Din adamları gibi düşünmediğini bir yıla yakın zaman diliminde göstermiştir. Harcanan petrodolarlar ve emekler Suriye meselesini, Antakya halkının meselesi haline getirememiş bilakis Suriye meselesini ve savunanları izole etmiştir.
Hesapların bozulması ,halk desteği alınamamış olması , birilerini rahatsız etmiş , çileden çıkarmış ve sağlıklı düşünmenin önüne engel olmuştur.
Antakya Halkı Alevisiyle, Sünnisiyle, Arabıyla, Türküyle , Hıristiyanıyla ; Suriye’de savaşa hayır ,Suriye’ye savaşa hayır , Antakya’da savaşa hayır ilkesini benimsemiş ve HATAYA düşmemişlerdir.                                        

Ekran Gazetesi