Suriyeli mülteciler yaşanan savaşla birlikte can ve mal güvenlikleri kalmadıkları için yaşadıkları yerleşim birimine en yakın ülkeye sığınmak zorunda kaldılar. Bu ülkelerden bir tanesi de bizim ülkemiz. Bizler Müslüman bir toplum olarak bize sığınan insanları muhafaza etmekle mükellefiz. Mülteciler, İslam gelenek ve göreneklerine göre sığındıkları ülkenin asli unsurlarıdır. Dolayısıyla ülkemize, özellikle de şehrimize sığınan bu mazlum ve mağdur kardeşlerimize Ensar olmak zorundayız.

 

“Her nimetin külfeti vardır” atasözümüz tersinden okunduğunda “her külfetin de nimeti vardır” anlamına gelmektedir. Evet, bu kadar sayıda insana kucak açmak, onları barındırmak, muhafaza etmek, kültürel farklılıklar çerçevesinde yaşanacak sorunlarla karşılaşmak olası sorunlardır. Ancak yaşadığımız sorunların tamamını mülteci kardeşlerimizin varlığına bağlamak insafsızlıktır.

 

Geçtiğimiz günlerde yaşanan bir cinayet sebebiyle bir grup bilinçsiz vatandaşımız, olaydan bütün Suriyeli kardeşlerimizi sorumlu tutarak her gördüklerine saldırıp zarar verdiler. Nihayetinde olayın ağır bir tahrik sebebi ile işlendiği medyada yer aldı. Ancak varsayalım ki olay doğru olsun. Haksız yere bir Suriyeli bir Türk vatandaşını öldürmüş olsun. Peki bunda diğer Suriyelilerin ne suçu var?

 

Her topluluğun içinde iyisi ve kötüsü vardır. Suçlu olan kişi yetkili makamlarca cezalandırılır ve sorun büyütülmeden çözülür. Suriyeliler gelmeden önce Gaziantep’te hiç suç işlenmiyor muydu? İnsanlar bir arada yaşadığı sürece bu tür sorunlar yaşanacaktır ve bu süreçte asıl olan suçlunun cezalandırılmasıdır. Suçsuz insanlara tepki yöneltmek insafsızlıktır.

 

Yaşanan bu tür külfetlerin yanında nimetleri de vardır. Belki kısa sürede ortaya çıkmayacak olan fayda uzun sürede kendisini gösterecektir. Nitekim bazı bilgilere göre gelen mülteciler arasında, örneğin 2000 akademisyen var. Bu akademisyenleri bir uyum programına tabii tutarak üniversitelerimizde çalıştırmak mümkündür. Bu hem akademik camiamıza bir canlılık katacaktır, hem de ülkemizde var olan akademik kadro eksiğini kapatacaktır. Her yıl gelişmiş ülkeler binlerce nitelikli mülteci alarak ülkelerinde istihdam etmektedir. İkinci dünya savaşı sırasında Almanya’dan kaçan bilim adamlarının ülkemize katkıları reddedilemez bir noktadadır. Bu sebeple bu krizi fırsata çevirmek hem bizim, hem de mülteci kardeşlerimiz için faydalı bir iş olacaktır.

 

İkincisi, Gaziantep yakın zamana kadar iş adamlarının “vasıfsız işçi bile bulamıyoruz” diye şikayet ettiği bir sanayi kentidir. Bu mülteciler iyi bir işgücü olarak kullanılabilir. Hatta kendi iş yerlerini açan Suriyelilerin bu ülkede ticaret yapmaları bizim ekonomimiz için önemli bir katkı olabilir. Savaşın başladığı yıl ülkeden kaçan Suriyeli iş adamlarının kurduğu şirketler ülke ekonomisine can katmıştır. İlk dönemlerde yaklaşık 200 şirket kuran Suriyeliler, üçüncü olarak, savaşın son ermesiyle birlikte Suriye-Türkiye ilişkilerinin daha pozitif bir sürece taşınmasında önemli roller üstlenecektirler. Sömürgeci güçlerin sömürge sürecinde kurduğu ilişkiler neticesinde maalesef islam dünyası kendi kardeşleri ile bütünleşme ve ekonomik, siyasi, kültürel vs. her alanda işbirliğinden mahrum olmuştur. Bu süreç belki de bu şekilde sonuçlanacak bir rahmet kapısının açılmasının vesilesi olacaktır.

 

Burada sayılan maddeler daha çok maddi sonuçlara ilişkindir. Oysa bizim asıl üzerinde durmamız gereken sebep ise bizim Ensar olma vazifemizdir. “Sizden öncekilerin başına gelenler sizin başınıza gelmediği sürece cennete gireceğinizi mi sanırsınız?” mealindeki Bakara Suresi 214. Ayet bizlerin imtihan dünyasında karşılaşacağımız sıkıntıları anlatmaktadır. Birçok kardeşimiz “eğer Allah Resulu (SAV) zamanında yaşasaydım ben de O’na (SAV) ve ashabına ensar olurdum” demektedir. O çağda yaşamadığımıza göre bu çağda Muhacir olanlara Ensar olalım o halde. Eh! Ensar olmak kolay değil, Ensar olmanın karşılığında bir çok sıkıntı da bizi bekleyecektir. Daha önce dediğimiz gibi her nimetin külfeti olacaktır. Ensar olup, Allah’ın (cc) razı olacağı bir kul olmak pek de kolay bir şey değildir. Allah’ın rızası gibi bir nimet karşılığında Suriyeli kardeşlerimizin külfetine katlanmak gerekmektedir…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here