Baas rejiminin zulmünden dolayı ülkemize -özellikle de bölgemize- hicret eden Suriyeli kardeşlerimizle ilgili pek çok şey yazılıp çizildi.
Çok kimse ve kurum tarafından birçok şey söylendi.
Siyasetçiler, ekonomistler, akademisyenler, sosyologlar kendi açılarından konuyu ele aldılar.
Biz de unuttuğumuz bir şeyi hatırlatmak istiyoruz.
Kardeşlik hukukunu…
Yani Muhacir kardeşlerimize karşı Ensar olmayı…
Biliyoruz ki; Ensar, dünyada eşi benzeri olmayan bir fedakârlık sergilemişti.
Fedakârlığın, kardeşliğin en doruğunu yaşamışlardı.
Bağını – bahçesini, evini – barkını, malını – mülkünü, – karşılıksız, gözünü kırpmadan ve hesap yapmadan- paylaşmıştı, hiç tanımadığı birileriyle.
Oysa onlar bizim gibi İslami bir terbiye ve eğitimden geçmemişlerdi.
Koca koca kitaplar okumamış, kardeşlik örneklerini ders halkalarına taşımamışlardı.
Ama Ensar’dı onlar, fedakârlıkları dillere destan olan…
Bizim Kültürümüz de “komşu ister iyi olsun ister kötü”, “ister hak etsin ister hak etmesin”, “ister kıymet bilsin ister nankör olsun” ona katlanmayı, yardım etmeyi, bir şeyler talep ettiğinde vermeyi, evine bir şey olursa evimizi açmayı emreder aslında.
Ama bu Suriye olayında sanki bunun gereğini tam yapamadık.
Evleri yıkılan, şehirleri ateşe verilen, kocaları ve çocukları öldürülen, yurtlarından kovulan bir avuç Suriyeli kardeşimize gönlümüzü tam açamadık.
“Bunlar nerden gelip huzurumuzu bozdu, yerimizi daralttı” diyecek hale geldik.
Hatta bazılarımız onları fırsata çevirip ev kiralarını arttırdık.
Aldığımız ihalelerle köşeyi dönmenin hesabını yaptık.
Paravan şirketler kurup biri bin gösterip kasamızı doldurduk.
Paramıza para kattık.
Kimimiz ise gelen zamları, artan vergileri, yükselen emlak fiyatlarını bahane ederek her defasında misafirlerimize yüklendi.
Toplum olarak bu kadar kötü bir sınav vermemeliydik bana göre.
Demek ki gönlümüz çok daralmış.
Bu durumda şikâyet edip yakınmaya, başımıza gelen musibetleri başka yerlerde aramaya, ümmetin bu parçalanmış halinin sebebini dışarıda aramaya hiç hakkımız yok.
Ufku ve ideali olmayanları, dar düşünenleri anlarım da, yıllarını ümmet ve vahdet söylemleriyle geçirenleri anlayamam.
Ne diyelim; Allah yine de bu ümmete merhamet etsin.
Bize hak ettiğimizle değil, kendisine yakışanla muamele etsin. (âmin)

06.12.2012