Suriyeliler hayati tehlike içine girdiklerinden canlarını kurtarabilmek amacıyla sınırı aşarak komşu ülke olarak Türkiye’ye sığınmışlardır. Bu keyfi bir durum olmayıp zorunlu bir göçtür.   Hiç kimse yaşadığı toprakları, evini, barkını, işini, çoluk çocuğunu, akrabalarını terk edip bir başka yerde sefalet içinde yaşamayı kendi isteğiyle seçmez.   Suriyeliler sığındıkları Gaziantep gibi yerleşim merkezlerinde barınacak bir yer bulmakta büyük sıkıntı çekmişler, uygun olup olmamasına bakmaksızın bulabildikleri yerlere yerleşmek zorunda kalmışlardır. Yeterli konut bulunmadığından garaj, dükkan, bodrum, ambar, çatı arası gibi yerlere sığınmışlardır. Bunları bulamayıp sokakta, parkta kalanlar da olmuştur.   Zorunluluktan yerleştikleri bu tür yerlerin bir kısım mülk sahipleri kira almak şöyle dursun eşya, yiyecek, giyecek gibi yardımlarda bulunmuşlardır.   Ne yazık ki; bir kısım mülk sahipleri ise fırsatçılık yaparak mecbur kalan sığınmacılardan fahiş bedeller tahsil etmişlerdir. Kabul etmeyenleri dışarı atmakla tehdit etmişlerdir.   Su, elektrik, tüp bedeli ve yiyecek gibi zorunlu giderleri de karşılamaları mümkün olmayan bu insanlar tam bir çaresizlik içinde kalmıştır.   Ev eşyası, yiyeceği, giyeceği, her hangi bir geliri ve birikmiş parası olmayan bu sığınmacıların çoğunluğu çok zor şartlarda hayatta kalma mücadelesi vermektedirler.   Sivil Toplum Kuruluşları ve hamiyetli insanların yardımları ile bir kısım ihtiyaçlarını karşılayanlar olduğu gibi bu yardımlara ulaşamayan ciddi bir kitle de vardır.   Çalışma hakkına sahip olmadıkları için ancak kaçak olarak çalışabilmektedirler. Bu da hak ettikleri bedelin altında bir ücrete razı olmalarına yol açmaktadır. Fırsatçılık yapan kimi iş sahipleri bir taraftan sığınmacıları sömürürken, diğer taraftan kimi vatandaşların işsiz kalmasına neden olmaktadırlar. Bu da sığınmacılara karşı nefreti tahrik etmektedir.   Unutmayalım ki; kısa bir zaman öncesine kadar Suriye diye bir ülke yoktu ve Gaziantep Halep’in ilçesi idi. İki tarafta yaşayanlar aynı halkın, aynı kültürün, aynı dinin ve aynı devletin mensupları idiler. Gaziantep’i işgal eden Fransızlar çizdikleri uyduruk bir sınırla aynı halkı ikiye böldüler. Ancak bunun geçici bir bölünmedir ve yeniden bir arada yaşayacağımız günler gelecektir.   Birbirinin devamı olan bu topraklarda aynı kaderi yaşayan insanlar; ilişkileri, akrabalıkları, sevgiyi, saygıyı, bağlılığı güçlendirmek zorundadırlar. Birbirlerinin hakkına hukukuna riayetle yükümlüdürler. Kimsenin birbirine karşı bencillik, kıskançlık, düşmanlık, tahammülsüzlük göstermeye hakkı yoktur.   Her toplumda iyiler olduğu gibi kötüler, suç işleyenler de vardır. Bu Suriyeliler için geçerli olduğu kadar Türkiyeliler için de geçerlidir. Nasıl ki; içimizdeki suçlular yüzünden bizler cezalandırılmıyorsak, içlerindeki suçlular yüzünden tüm Suriyelileri cezalandırma hakkına kimse sahip değildir.   İster Suriyeli olsun, ister Türkiyeli olsun, Türk olsun, Kürt olsun, Arap olsun, hep birlikte suçlulara, haksızlık yapanlara karşı durmalıyız.   Suriye yönetiminin zulmettiği, öldürdüğü, evlerini başlarına yıktığı, yoksulluğa ve sefalete mahkûm ettiği insanlara bir darbe de biz vurmamalıyız. Zalim Beşşar Esed’in suç ortağı olmamalı, Türkiye’yi de Suriye’ye çevirmek isteyenlere alet olmamalıyız.

Sınırları açarak onları davet eden Hükümet olduğu için onlar Türkiye’nin misafiridirler. Misafire kötü muamele edilmez. Kısa zamanda geri dönmeleri mümkün görünmeyen hem bu misafirlerin hem de kendi vatandaşlarının sorunlarını çözmek Hükümetin görevidir.

 

Haksızlığa uğradığını düşünen insanların muhatabı Hükümet, yani Devlettir. Misafir ettiğimiz Suriyeli sığınmacılar değildir

 

Başta barınma olmak üzere herkesin zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacak bir imkân sağlamak Ülke yönetimine aittir.

 

Toplumu sorunların çözümüne yöneltmek de yöneticilerin görevleri arasındadır. Bu bağlamda; “Kardeş Aile Projesi” sosyal dayanışmaya, paylaşmaya ve kaynaşmaya katkıda bulunabilecek çok önemli bir çözüm aracıdır. Kamu gücünü elinde tutanlar bununla halkı çözümün parçası haline getirebilirler.

 

Bir hatırlatma: Yetkililerin, kamplara taşınmaları gerektiğini sık sık ifade etmeleri Suriyelileri potansiyel suçlu konumuna sokmuştur. Fırsatçılar, şovenler, provokatörler buna dayanarak düşmanlıkta ileri gitmişler ve halkı tahrik etmişlerdir.

 

Bundan dolayı Kamu Yöneticileri, sağduyunun hâkim olması için beyanlarında daha özenli ve dikkatli bir dil seçmelidirler. Halk arasında oluşan bu olumsuz algıyı değiştirecek adımlar atmalıdırlar.

 

Bu amaçla; Belediyeler başta olmak üzere Medyanın, Sivil Toplum Kuruluşlarının, Meslek Örgütlerinin ve Kamu Kuruluşlarının kalıcı yardım kampanyaları başlatmaları kin ve nefretin ortadan kalkmasına büyük katkıda bulunacaktır. Bu örneklerin çoğalması halkı da bu yönde teşvik edecektir.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here