Suriye’de devlet, uzun zamandan beri süren baskı ve zulme karşı direnişe geçen halkını ölümle göç arasında bir tercihe mahkûm etti. Onlara boyun eğdirmek için şehirleri ve diğer yerleşim birimlerini elindeki gelişmiş silahlarla tahrip etmeyi dört yıldır sürdürüyor. Adalet ve hak talep eden insanları acımasızca katlediyor.

 

Zaten hiçbir meşruiyeti olmayan Baas Rejimi her dönemde bu tür katliamlarla yönetimi elinde tutabilmiştir. Şimdiki Suriye devlet başkanının babasının1982 yılında gerçekleştirdiği Hama Katliamı tarihe önemli bir suç belgesi olarak kaydedilmiştir. O zaman bir şehirde işlenen katliam şimdi bütün ülkede işleniyor. Şehirler başta olmak üzere bütün Suriye topraklarında ölüm ve yıkım sınır tanımıyor.

 

İnsanlar; yaşadıkları yerleri, evlerini, işyerlerini, tarlalarını, yakınlarını; kısaca sahip oldukları her şeyi bırakıp ölümden kurtulmak için başka yerlere sığınıyorlar. Bir kısmı ülke içinde kısmen güvenli bölgelere, diğer bir kısmı ise ülke dışına çıktılar. Her gün bunlara yeni trajediler ekleniyor.

 

Her yerde ölüm kol gezdiği için ülke içinde kalmayı tehlikeli gören milyonlarca kişi yaşadıkları yere en yakın sınırları aşarak çevredeki ülkelere sığınıyorlar. Şu sıralarda bir buçuk milyon civarında Suriyeli Türkiye’de bulunuyor. Son zamanlarda rejimin yoğun saldırıları ile iyice riske giren Halep düşerse, muhtemel göç dalgası ile bu sayı ikiye katlanabilir. Böyle bir durumda Türkiye, ağır bir yükün altına daha girmiş olacaktır.

 

Şimdiye kadar Türkiye’ye sığınanların yaklaşık iki yüz bini devlet imkânlarıyla oluşturulan kamplarda yaşıyor. Geriye kalanlar ise, başta sınıra yakın iller olmak üzere birçok bölgeye dağılmış bulunuyorlar. Türkiye’ye gelen Suriyelilerin yarısının sınır illerinde, diğer yarısının en çok İstanbul olmak üzere Türkiye geneline yayıldıkları söylenebilir.

 

Hatay, Şanlıurfa ve Gaziantep en kalabalık Suriyeli nüfusu barındıran sınır illeridir. En büyük sınır ili olması ve çok yönlü imkânlara sahip olması nedeniyle Gaziantep en fazla Suriyeli nüfusa ev sahipliği yapmaktadır. Sayının iki yüz elli ile üç yüz bin arasında olduğu birçok kaynağın ortak görüşüdür.

 

Ölümcül sorundan kurtulmak ve yaşama tutunabilmek için yurtlarını terk etmek zorunda kalan bu insanlar yaşadıkları yerlerde yeni sorunlarla karşılaşıyorlar. Yabancısı oldukları bir ülkede tanımadıkları insanlar arasında büyük imkânsızlıklar içinde sıfırdan yeni bir düzen kurmak olağandışı bir çaba gerektiriyor.

 

Yaşayabilmek için barınma ve gıda en temel ve öncelikli iki konu olarak öne çıkıyor. Bu iki temel ihtiyacın sağlanması asgariden bir gelir gerektiriyor. Gelir için de ücretli veya meslek icrasına imkân verecek çalışma ortamını zorunlu kılıyor. Sosyal güvenlik sistemine dâhil olmak ise aşılmaz engeller taşıdığından yasal bir çalışma ortamı bulunamıyor.

 

Böylece ister istemez türlü sorunlar ve riskler barındıran kaçak çalışma konusu gündeme geliyor.

 

Buna karşılık; ev sahibi ülkenin yurttaşları sığınmacılarla ilgili olumlu ve olumsuz farklı tepkiler gösteriyorlar. Kimileri felakete uğradıkları için maddi manevi yardım için fedakârlık örnekleri sergilerken, kimileri tersine duyarsız davranarak onları hırpalıyor.

 

Bu nedenle yerli halkın içinden bir grup, işi Suriyeli sığınmacılara karşı fiili saldırılara kadar götürdü. Çeşitli yerlerde bir yığın tatsız olay çıktı, çatışmalar oldu.

 

Mazlumder Gaziantep Şubesi bir sorumluluk örneği göstererek hazırladığı “Gaziantep’te Suriyelilere Yönelik Saldırılar ve Toplumsal Nefretin Sebeplerinin

Analizine Dair Rapor” ile saldırı ve çatışmaları inceledi. Öneri ve tekliflerde bulundu. İlgilenen herkesin ve sorumluların istifadesine sundu.

 

Umulur ki sorunun çözümüne katkısı olsun.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here