logo

Tarihi Güne Şahitlik Etmek…

 

18 Mart 2017 Cumartesi günü, 1915 Çanakkale Köprüsü’nün temel atma töreni vardı.

Program öncesinde Hüseyin Ergül Ağabeye dedim ki; Cumartesi için kendini ayarla Çanakkale’ye köprünün temelinin atılışına gidelim.

Palanlarımızı ona göre yaptık. Tören Cumartesi olacağı için Cuma akşamı saat 02:30 gibi İstanbul’dan yola çıktık. Yakup Aksu ağabeyi de alacaktık ama kimliğini kaybemiş, yolla ne olur ne olmaz diye bize katılamadı.

Yola çıktık tabi, saat yedi gibi Lapseki’ye geldik. Tabi, Gelibolu’da İstanbul’dan gelen otobüs konvoyuna katıldık. Lapseki’ye feribotla geçtikten sonra namaz için camiye geçtik. Tabi yol boyunca karşılaştığımız konvoydaki arkadaşlara soruyorum, nereden geldiklerini felan.

İstanbul’dan gelenler var, Eskişehir’den gelenler, Aydın’dan v.s. Lapseki tarihinde böyle bir kalabalık görmemiştir herhalde. Daha sabahın yedisindeyiz. Temel atma töreni saat 11:00’de.

Cami tıklım tıklım. Böyle güzel bir cemaatle namazımızı kıldık. Tabi camaatin çoğunluğu gençlerden oluşuyor.

Namaz sonrası çorba içmek için bir lokantaya gittik. Çorbalarımızı içerken Hüseyin abi çok eskiden İstanbul’dan tanıdıkları ve Lapseki’ye yerleşen bir aileyi sordu garsona. Bir yanda otuz kırk yıl önce görmüş olduğu bir aile. Çocukları da okul arkadaşı. Yıllar geçmiş aradan. Garson yan masamızdaki kişinin tanıyabileceğini söyledi. Çorbasını içen kişiye o ismi sorduğumuzda,  karşı kahvehanenin sahibinin tanıyabileceğini söyledi. Oradan teşekkür ederek ayrıldık. Kahveciyi bulduk, kahveci o sorduğumuz kişinin kendisinin amcasının oğlu olduğunu söyledi. Tam da yerine sormuşuz yani. Çaylarımızı içtik, tanıdık çıkınca çaylara yeni çaylar eklendi tabi.

Bu arada benim gözüm dışarda. Kahvecinin garsonu, “Kaymakam Bey geldi” dedi. Kafamı çevirdim, kaymakam dışarıda bir masada bir kaç kişiyle oturuyor. Sonra çayları gitti. Çaylarını içtikten sonra Kaymakam Bey kalktı hesabı ödedi gitti. Sıradan bir durumdu bu tabi ki, ama güzeldi.

Bu arada Hüseyin abi, aradığımız o kişinin telefonunu kahveciden aldıktan sonra tören alanına doğru gittik. İnsanlar akın akın tören alanına geliyor. Yolda yürürken yine oradakilere soruyorum. ‘Nereden geldiniz’ felan diye. Kahvede de birçok insanla konuşma fırsatı bulduk.

Köprü yapılıyor ya, bu köprüden halkın beklentisi nedir, ne değildir açıkçası çok da merak ediyordum.

Birincisi, insanlar gerçekten büyük çoğunluğu köprünün çevre yerleşim yerleri için faydalı olacağı kanaati taşımaktalar. Az bir kısmı ise, köprü dolayısıyla yolcuların transit geçeceği bu yüzden de sıkıntı olabileceğini ifade etmekteler. Ama bunlar çok fazla değil. Bu endişeyi taşıyanlar da aslında, bu köprü sayesinde yeni umutlar yeşertmekteler. Mesela bunu diyen bir kişi, bir milyon liralık tarlasının şu anda on beş milyon liraya çıktığını söylüyor.

Tören alanına gittiğimizde kalabalık iyice artmıştı. Daha sonra tören alanı insanları alamayınca, yol boyunca dizilerek törene katılım sağladılar.

Cumhurbaşkanımızın dediği gibi, “Temelini akmak nasip oldu, inşallah açılışını yapmak da nasip olur.” O günde burada olacağız Allah nasip ederse.

İşte o köprünün temeli atılırken gerçekten çok heyecanlanmıştım. Bu güzel güne şahitlik etmek muhteşem bir duygu.

Sevgili Hüseyin Ergül ağabeyle birlikte ülkemiz için önemli olan bu güne şahitlik yapmak için orada oradaydık.

Ve izlenimler: O gün güzel bir gündü. Düşmanları kıskandıracak gündü. Çok kalabalıktı. İnsanlar mutluydu. Halk köprünün yapılmasından çok memnun. Ve de geleceğe güvenle bakıyorlar. Umutlar sapasağlam. Şunu anladık ki ülkemizin doğusuyla batısıyla bütün insanlarımız iyi yönetildiğini düşünüyor. Masa başında konuşanları boş verin siz. Sahaya çıkınca herşey başka görünüyor

Temeli atılan bu köprünün hayırlı olmasını Yüce Rabbimden temenni ediyorum.

Allah nazardan saklasın.

Tören sonrası Hüseyin ağabeyin eskinden tanıdığım Cemal ağabeyi bulduk. Sağolsun bizi evinde misafir etti, ikramlarda bulundu. Allah razı olsun, çok teşekkür ediyorum.

Saat dört gibi dönüşe geçtik. Tabi dönüşte kmlerce uzayan kuyrukta saatlerce bekledikten sonra, Gelibolu’ya geçebildik. Saat gece onbir gibi İstanbul’a geldik.

Dönüş yolunda Hüseyin abiye dedim ki; “Nereye gidersek gidelim, şairin dediği gibi, en güzel İstanbul’a döştür.”

Share
#

SENDE YORUM YAZ

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.