Resim_1369180679DÜNYA BİZİM İnternet Sitesi yazarlarımızdan Mustafa Yıldız ile bir söyleşi yaptı.

 

Söyleşi: Yaşar Yeşil – DÜNYA BİZİM

 

Klasik bir soruyla söyleşimize başlayalım isterseniz. Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

1963 yılında Gaziantep’in İslahiye ilçesine bağlı bir köyde doğdum. İlk, orta ve lise yıllarım İslahiye’de geçti. Yüksek öğrenime Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi “Yeni Türk Edebiyatı” bölümünde başladım. Daha sonra orayı yarım bırakarak Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne geçtim. İlahiyat bittikten sonra tefsirden yüksek lisans yaptım. Yüksek lisansta “İnsan Hakları” ile ilgilendim. Sonraki dönemlerde “İnsan Hakları” ile ilgili çalışmalara imkanım nispetinde fikren ve fiilen katkıda bulundum.  25 yıldır çeşitli yayın organlarında yazıyorum. “Kur’an ve İnsan Hakları”, “Aşkın Ay Hali (Yusuf ile Züleyha), “Alternatif İnsan Hakları Kuramı”, “Aşkınlık Dersleri” , “Modernizmin Kıskacında” ve “Son Mesaj (Kur’an-ı Kerim’in Gerekçeli Türkçe Meali)” gibi çalışmalarım yayınlandı.

 

`MustafaBasılmış kitaplarınız var, ama SON MESAJ dışında diğerlerini kitapçılarda göremiyoruz. Baskısı mı tükendi, nedir durum? Ayrıca ‘Aşkınlık Dersleri’ isimli kitabınızı da özledik? Okuyucu kitaplarınızla ne zaman buluşacak?

Yazarlığı profesyonel bir ilgi alanı olarak görmediğim için, kitapların basılması konusuyla da pek profesyonelce ilgilendiğim söylenilemez. Muhtemelen baskıları kalmadı. Sanırım biraz da taşrada yaşıyor olmamızdan dolayı kitapların yeni baskısı konusunda gereğinden fazla ihmalkar davranıyoruz. İnşallah, meal çalışmamızı yayınlayan Çıra Yayınları, yıl başına kadar diğer kitapların da yeni baskısını yapacak.

 

8 yıllık bir emeğin ürünü olan ‘Son Mesaj’ isimli bir meal çalışmanız oldu. İlgi ve eleştiri mutlaka olmuştur.  ‘Son Mesaj’ ile ilgili bilgi verir misiniz?

Elbette ortaya konulan her çalışmayı herkesin beğenmesi beklenilemez. Ancak bize yansıdığı kadarıyla beklediğimizden daha fazla bir ilgi ve alaka gösterildiğini söyleyebiliriz. Özellikle dili, üslubu ve yöntemi beğeniyle karşılandı. Farklı yaş ve kültür düzeyinde pek çok kimseden, “ilk kez sıkılmadan, anlayarak bir Kur’an meali okuduklarını” duymak bizim için emeğimizin boşa gitmediğini göstermesi açısından çok önemliydi. Ben yine de SON MESAJ’ın okura henüz yeterince ulaşmadığını düşünüyorum. Gerçi yayınlanalı çok fazla olmadı, pek de acele etmemek lazım. Ben, gün geçtikçe suyun kendi mecrasını bulacağına inanıyorum.

 

İslâhiye’de yaşıyorsunuz. Küçük mekânlarda yaşamanın avantajı ve dezavantajları nelerdir?

Kuşkusuz taşrada yaşamanın avantajları da dezavantajları da var. Her şeyden önce okumak, yazmak ve düşünmek için zaman probleminiz olmuyor. Hayatın gailesi fazla değil. Daha dingin, daha sakin bir hayat var. Değerlendirilebilirse bunlar avantajları tabi. Ama insanı okuyup yazmaya motive edecek bir ortamın olmaması büyük bir dezavantaj. Etrafınızda bu tür ilgisi olan kimseler yok denecek kadar az. Okuduğunu ya da yazdığını paylaşabileceğin, değerlendirebileceğin, kendini geliştirebileceğin bir ortam yok. Yayın dünyasını takip etmek zor, vs. Kısacası taşrada okur – yazar olmak çölde ağaç olmak gibi bir şeydir. Bir su kaynağına yakın değilseniz her an kuruma riskiniz var. Biz de kurumayalım diye ilahi kaynağa yakın durmaya, susuzluğumuzu ondan gidermeye çalışıyoruz.

 

`MustafaMustafa Yıldız şu an neler yapıyor? Ne okuyor, ne dinliyor, ne yazıyor?

Mustafa Yıldız ne yapıyor, doğrusu ben de bilmiyorum. Belki pek çok şey yapmak istiyor ama hiçbir şey yapamıyor. Ya da tam tersi… Hiçbir şey yapmak istemiyor, ama gerekli gereksiz pek çok şeyle uğraşmak zorunda kalıyor. Diğer okuduklarından fırsat kalırsa “Hayatın özüne dair” şeyler okumaya çalışıyor. Fırsat buldukça dış dünyayla bağını koparıp kendini dinliyor. “Bunu yazsam kaç yazar?” demediği şeyler yazmaya çalışıyor.

 

Okumak ve yazmak sizin için ne ifade ediyor?

Kendimi bildim bileli okuyorum. Zaman zaman okuma seyrimizde dalgalanmalar olsa da okumanın olmadığı bir hayatı düşünemiyorum. Muhtemelen ölene kadar da böyle gidecek. İnsan kendisi için okur, daha doğrusu okumalı. Ben de kendim için okuyorum. Yazmaya gelince; benim açımdan yazmak okumak gibi bir şey değil. Olsa da olur, olmasa da… Yani yazmasam ölmem. Ben yazmayınca dünyada bir şeyler eksik kalmaz. Niye yazıyorum o zaman? Sanırım, İbrahim Peygambere su taşıyan karınca hikâyesinde olduğu gibi “İbrahim’e dost olduğum bilinsin” diye… Yazmak bir anlamda “İbrahim’e dost olduğumuzun” kayda geçmesini sağlıyor. En azından öldüğümüzde çocuklarımız “nerede durduğumuzu” bilmiş olurlar.

 

İlginç bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Paylaşmak isterdim tabi. Ama hayatımda çok fazla ilginç anılarım olmadı. Ya da ben bir ilginçlik görmedim. Belki de ilginç şeyler “ilginç adamları” arıyor. Bende bir “ilginçlik” bulamadıkları için bana pek uğramıyorlar. İşin şakası bir yana, sanırım insan “ilginç” şeyleri çok fazla gördüğü için her şey sıradanlaşıyor. Mesela, güneşin her sabah doğması çok ilginç değil mi? Nefes alıp vermemiz, taşın düşmesi, suyun akması falan… Ama bu ilginçliği fark edemiyoruz. Ahir zamanda insan “hayret” duygusunu kaybediyor.  Bu sefer yapay ilginçlikler arıyor kendine “ilginç biri” olduğunu fark ettirmek için… Belki de benim hayatımdaki en ilginç şey, herkesin “ilginçlikler” peşinde koştuğu bir dünyada “sıradan” biri olarak ölüp gitmem olacak.

 

Gençlere neler tavsiye edersiniz?

Allah ile bağlarını koparmamalarını tavsiye ederim. Gerisi teferruat…