Ali Gelebek taşranın ilk İslamcı Dergisi GÜNDEM`i nostalji yaparak ANTEP PRESS okurları için yazdı.

 

ANTEP PRESS – Nostalji Yazıları – Ali Gelebek
Yıl 1985. Mevsim yaz. Havalar sıcak. Sadece havalar mı? 12 Eylül Askeri Darbesinin baskısı da sıcak. Her ne kadar şeklen “Demokrasi”ye tekrar geçilmiş olsa da, şimdiki gençlerin adını unuttukları “Sıkıyönetim” denilen askeri yönetim hala sürüyor.
Yer taşrada küçük bir ilçe: İslahiye… Lise yıllarından arkadaş olan, o yıllarda hepsi farklı şehirlerde farklı üniversitelerde okuyan bir grup genç yaz tatili dolayısıyla memleketteler. Mustafa Yıldız, Ali Gelebek, Ramazan Deveci, Abdurrahman Kılıç, Yusuf Kara, İlker Şimşek, Yusuf Parlak, Mustafa Türkmen ve diğerleri…
Memleket meseleleriyle ilgili yoğun tartışmalar yapıyorlar çay ocaklarında. Gündüzler yetmiyor, gece geç saatlere kadar sürüyor muhabbetleri. Hepsi 20’li yaşların başındalar. Gençler, heyecanlılar… İnançları, idealleri, davaları var… Ne paraları var ne de gelecek beklentileri… Sermayeleri sadece inanç, umut ve heyecan… Bu heyecanı en fazla taşıyan ve katalizör görevi gören ise Mustafa Yıldız…
Bir araya geldiklerinde “Bir şeyler yapmak lazım… Birlikte bir şeyler yapmak lazım” cümlesi hepsinin kurduğu ilk cümle… Ama ne? Hepsi farklı şehirdeler. Birlikte ne yapabilirler ki? Ama “Birlikte bir şeyler yapmak lazım…” Bu konuda hepsi hemfikir…
Uzun tartışmaların, konuşmaların, dertleşmelerin ardından “Bir yerden başlamak lazım…” cümlesi dökülüyor dillerinden. Mustafa Yıldız daha önce Konya’da bir grup arkadaşıyla çıkardıkları 80 sonrasının ilk İslamcı dergilerinden biri olan “Dönüşüm” (Daha sonra Girişim’e dönüştü) dergisinden söz ediyor arkadaşlarına. “Burada da bir dergi çıkarabiliriz” diyor.
Bir dergi… İlkin imkansız gibi gelse de, konuştukça herkese çok sıcak geliyor bu öneri. Bir dergi çıkarmak o yıllarda büyük bir ideal… Herkes aynı şeyi düşünüyor: “Bir dergi çıkarsak belki de memleket kurtulur”! Kurtulur mu gerçekten? Bilmiyorlar… Ama kurtulması gerektiğine inançları tam.
Adı ne olmalı derken, “Gündem”de karar kılınıyor. Adı “Gündem” olmalı ki, bizim davamız, inançlarımız, ideallerimiz gündeme gelebilsin, gündeme getirilebilsin. Ve böylece taşranın ilk İslamcı dergisinin adı konulmuş oluyor.
Peki nasıl yürüyecek bu işler? “O kolay” diyor Mustafa. “Ramazan İslahiye’de. O, derginin sahibi ve yazı işleri müdürü olur ve dergiyle ilgilenir.” Büyük yük ona düşüyor. Diğerleri de yazı yollayacaklar. Fırsat buldukça memlekete gelip ilgilenecekler ayrıca.
Ya para? Baskı maliyeti nasıl karşılanacak? Hepsi öğrenci. Geçimilerini zor sağlıyorlar. Ama yapacak bir şey yok. Bir kere karar verdiler. “Allah Kerim” diyorlar, “Allah Kerim”… Cep harçlıklarından denkleyecekler. Önemli olan inanmak ve yola koyulmak. “Nasıl olsa Allah kullarını darda bırakmaz” diyorlar. Sadece demiyorlar, inanıyorlar buna…
Resmi işlemler çok zor o zamanlar. Dedik ya, sıkıyönetim var. Yani askeri yönetim… Dergi çıkarmak bir sürü prosedüre tabi. Bir de o zamana kadar hiç dergi çıkmamış İslahiye’de. Yetkililer ne yapacaklarını bilmiyorlar. İçlerinden en akıllısı(!) kimse artık bir fikir öneriyor: Kaymakam’ın başkanlığında, bir hakim, bir savcı, Milli eğitim Müdürü vs.’den oluşan bir komisyon oluşturalım; dergide yayınlanacak yazıları inceleyelim, ondan sonra yayınlanmasına karar verelim. Tabi itiraz ediyorlar buna. “Öyle saçma şey olmaz” diyorlar. “Siz bizim yayın kurulumuz musunuz?” diyorlar. Anayasanın ilgili maddesini gösteriyorlar, falan… Ama takan kim! Devletin dediği dedik… Allah’tan Savcı Bey aklı başında bir adam çıkıyor da, “Öyle şey mi olur kardeşim, yazarlar yazılarını, yayınlarlar dergiyi, bir suç unsuru bulursak soruşturma açarız” diyor da ikna oluyorlar. Nihayet, “Tamam gidin derginizi yayınlayın” diyorlar.
Hemen bir büro tutuyorlar. Ucuz tarafından. Eski bir pasajın içerisinde, küçük bir dükkan. Bir kırık dökük masa, birkaç eski sandalye. Bir eski dolap. Ve bir de bir dergi bürosunun olmazsa olmazı eski bir daktilo.
Dergi dediysek, abartmayın o kadar. Altı üstü yarım gazete sayfası boyunda iki yaprak. Daha fazlasına ne maddi güçleri yetiyor; ne de onu basmaya İslahiye’deki matbaaların teknik imkanı elveriyor. O yıllar teknolojinin olmadığı, olanın da taşraya uğramadığı yıllar. Ne bilgisayar, ne yazıcı, ne fotokopi makinesi, ne ofset baskı yapacak matbaa var.
İlçedeki bir iki matbaa ilkel şartlarda baskı yapıyor. Tipo baskı deniliyor. Kutularda kurşundan dökülmüş harfler var. Kelimeler bu kurşun harflerle tek tek elle diziliyor. Yani öyle bugünkü gibi bilgisayarda yazıp, tasarımını ajansa yaptırıp, ofset matbaada bastırdığınız gibi değil. Bir makaleyi tek tek kurşun harflerle dizmek birkaç gününüzü alıyor. Matbaadaki kurşun harfler yetersiz. Bir karakterle dizdiğiniz yazıyı, harfler tükenince başka bir karakterle tamamlamak zorunda kalabiliyorsunuz.
Makinelerin baskı ebadı yarım gazete sayfası boyu. Bizim dört sayfa dergi dört ayrı aşamada basılmak zorunda. Ha bir de, her sayfa basıldıktan sonra bir de o kurşun harfleri tek tek kutularına geri yerleştirmek var. Diğer sayfayı dizmek için… Matbaada çalışan elaman yetersiz… Matbaacı zaten hatır belası basmaya razı olmuş. Dört sayfa bir derginin dizgisi baskısı en az 10 gün sürüyor. Adamın diğer bütün işleri aksıyor mecburen.
Dolayısıyla iş başa düşüyor. Hepsi matbaada sabahlamaya başlıyorlar, bir an önce yetişsin diye… Hurufat kutusunun başında sabahlara kadar kurşun harflerle yazıları diziyorlar. Tabi, bugünden baktığımda çok komik, ama o gün için çok can sıkıcı olan bir şeyi de eklemek lazım: Saatlerce, hatta günlerce uğraşıp tek tek kurşun harflerle yazıyı ya da sayfayı dizersin, ama dizdiğimiz yazının ya da sayfanın yerleştirildiği metal çerçeveye yanlışlıkla biri çarpar ve döker. Harfleri tek tek yerden toplayıp kutularına yerleştirmen ve yine saatlerce uğraşıp o yazıyı tekrar dizmek zorunda kalırsın. Tam bir traji-komik durum. Vesselam kısa zamanda hepsi bir matbaacı çırağı kadar uzmanlaşıyor dizgi işinde. İlk sayı zor bela 1986`nın Şubat tatiline yetişiyor ancak.
Büyük bir heyecanla dağıtıyorlar dergiyi. Ama heyecanları çok sürmüyor. Bir gün polis ağabeyleri çalıyor büronun kapısını. Derginin toplatılması kararlaştırılmış, Valilikçe. Bütün dergilere el konuluyor. Gerekçe: Gaziantep Sıkıyönetim Komutanlığından izin alınmamış. Neyse Allah yine yardım ediyor; Valiyi tanıyan bir dost devreye girerek sorunu hallediyor da dergileri geri iade ediyorlar.
Diğer sayılar da aynı zorluklarla yayınlanıyor. Böylece sekiz sayı çıkıyor.  Ta ki, Türkiye’deki yeni bir “İrtica” haberleri dalgası başlayana kadar… Bu bağlamda, sonraki yıllarda hayli popüler olacak bildik (!) bir muhabirin çalıştığı bir gazete, “Gündem” dergisi etrafında toplanan bir grup üniversiteli gencin irticai faaliyetler gösterdiğini haber (= ihbar) yapıyor.
Bunun üzerine derginin Yazı İşleri Müdürü Ramazan gözaltına alınıyor. Sıkıntılı günler başlıyor. Her ne kadar Ramazan bu davadan berat etmişse de olan dergiye oluyor. Taşranın ilk İslamcı Dergisi “GÜNDEM” geride onurlu bir mücadelenin izlerini bırakarak kenara çekiliyor.