IMG_4293ii

Turgay Aldemir Milat Gazetesinde Gündemi Değerlendirdi

Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir Milat Gazetesinde gündemi değerlendirdi; “Millet seçimini yaptı. Sıra hükümetin icraatlarında milletin değerlerinden yana davranmasında.”

Gerilim dolu bir yerel seçimi geride bıraktık. Halk büyük bir oy farkıyla Başbakan ve partisini yeniden seçerek paralel yapının oyunlarına inanmadığını gösterdi. Genel seçimler havasında geçen yerel seçimlerinin ardından siyaset sahnesine bir müddettir sessizlik hâkim olmuş durumda. Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi durulan suların yeniden hareketleneceği yönündeki iddiaları,  seçim sonrasında paralel yapının nasıl bir yol izlediğini,  28 Şubat mağdurlarının durumunu ve İslam dünyasında yaşanan gelişmeleri Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu Koordinasyon Kurulu Başkanı Turgay Aldemir’le konuştuk.

Başbakan Dik Durdu

Paralel yapının kara propagandalarına rağmen yerel seçim sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Seçim sonuçları, Türkiye’de yüz yıldır ötekileştirilen Anadolu insanının ve dininin istikbaline dönük bir saldırı karşısında kenetlenerek ses vermesidir. 17 Aralıkta başlatılan bu süreç yeniden milleti birbirine kenetledi ve genel seçim ortamında yol aldı. Türkiye’de milletin iradesini cebinde tuttuğunu sanan bir kısım cemiyet ve cemaatlere de halk bir manada ders vermiş oldu. Sayın Başbakan’ın dik duruşu karşısında millette vazifesini yaptı ve AK Parti birinci olarak bu seçimden çıktı.

Seçimlerden önce Dışişleri Bakanlığının Suriye politikasına ait gizli ses kayıtlarını dahi deşifre eden paralel yapının, seçim sonrasındaki bu durgunluğunu fırtına öncesi sessizlik olarak yorumlayabilir miyiz?

Bu tür yapıların sessizliği daha büyük bir hamle hazırlığı içinde olduklarına delalettir. Türkiye’de Osmanlının parçalanma sürecinde Müslümanlar, Kürtler, Aleviler ve azınlıklar olarak hepimiz ötekileştirildik. Her gün azınlık muamelesi gördük. Sadece Müslümanlara değil diğer azınlıklara da ötekileştirme uygulandı. Devlet en sonunda “Kürt bizim Kürdümüzdür” diyerek onları bağrına bastı ve Diyarbakır’da kucaklaşıldı. Kürt meselesi emperyalist odakların elinden alındı. Kudüs’ü fetheden Selahattin Eyyubi Kürtlerle Arapları birleştirerek Kudüs’ü almıştı. İki milletinde çıkış kapısı birbiridir. Suriye’de bu anlamda bir kapıdır. Biz aramızdaki sorunları çözemediğimiz için oradaki çürümüş sistem uzatmaları oynuyor. Dışişleri Bakanlığının dinleme olayı ve sınıra IŞİD’in yerleştirilmesinin de nedeni; Türkiye’nin sözüm ona İslam adına radikal teröre bulaştırılması ve buradan İslam dünyasının halkların yüreğinden yeniden koparılmasına yönelik bir operasyondan ibarettir. Ama bunu başaramayacaklar.

Zihinleri İfsat Etmeye Kalktılar

Paralel yapı oluşumunu ne şekilde ele alıyorsunuz? Gülen’in size açtığı davayı nasıl karşıladınız?

Bu yapının zihin kodlarında bozulma var. Bu yapının genetiği, dokusu bizim topraklarımıza uymuyor. İngilizlerin bu yüzyıl başında bizi bölüp, parçalayıp ötekileştirdiği gibi paralel yapı zihniyeti de sayısal dünyanın kültürüne hitap ediyor.  Bu yapının alt kademesinde yer alan cemaat makine dairesidir. Finans, insan, imaj ve cemaat muştusu üretir. Gariban ailenin çocukları alınıp kendi aileleriyle dahi ilişkisi kesilerek içlerinde bir misyon yüklenmiş ve lejyonerlik sistemi oluşturulmuştur. Onların üstünde ise uluslararası sistem var. Bu yapının kozmik odası İngiliz ve Amerikan emperyalizmin kaynağında bulunuyor ve bu da onların meşruiyetini kaybetmesi için son derece yeterlidir.  Bu işin içinde samimi şekilde bulunan kardeşlerimizin yöneticilerini ikaz etmeleri lazım. Zulüm karşısında susmak insanı şeytanlaştırır. Biz Hz. Peygambere soru sorabilen Hz. Ömer biliyoruz. Ben bekliyorum ki; “Hocaefendi ABD de durarak yanlış yapıyorsun gel, sözlerini ülkende konuş” diyenler çıkabilsin.   Olmayanı montajlayarak bir sürü insanı töhmet altında bıraktılar ve insanların zihnini ifsat etmeye çalıştılar. Eğer “Biz yapmadık” diyorlarsa, bu montajları kendi yayın organlarında kullanmamaları gerekirdi. Bu da ikiyüzlülüğün bir işaretidir. Bir konuşmamda; “milletin arınmasından sorumlu olanların milletin kirlenmesi için tuzak kurması, tuzun kokmasıdır” dediğim için Hocaefendi bana dava açmış. Olsun, bu da geçer.

Türkiye Kaybederse İslam Alemi Kaybeder

Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçiminde sizce devletin zirvesine hangi isim daha yakın?

Ben öncelikle anayasadan bahsetmek istiyorum. Şu an ki anayasanın İslam dünyası diye bir tasavvuru yoktur. Bu anayasayla biz sadece konuşuruz ama halkımızla, ötekileştirdiklerimizle ve İslam dünyasıyla birleşemeyiz. Öncelikle anayasanın değişmesi lazım. Cumhurbaşkanı seçilir ama her tarafı farklı bir anayasa ile yönetiliyoruz, içinde biz yokuz.  Ben Cumhurbaşkanlığına Tayyip Erdoğan’dan başkasının seçilmesini doğru bulmuyorum. Abdullah Gül’ün artık bir bilen olarak kenara çekilmesi gerekiyor. İslam dünyası vizyonuna sahip, dert ve davamızı kendine dava edinen, dinamik ve donanımlı biri olarak Sayın Başbakan’ın seçilmiş olması doğru olacaktır. Seçim öncesi Türkiye’nin yaşadığı sıkıntılı süreçte Suriye’de ölenlerin sayısı üç katına çıktı ve bana o günlerde  “biz kaybedersek Suriye kaybeder. Ama Türkiye kaybederse İslam alemi kaybeder” diyen Suriyeli komutan ve bakanlar oldu.

28 Şubat davasından yargılanan sanıklar serbest bırakıldığı halde Salih Mirzabeyoğlu, Zeki Şengöz ve Fahri Memur’la Yakup Köse’nin hapis mağduriyetleri sürüyor. Bu dava da 13 yılla yargılanmış biri olarak neler söylemek istersiniz?

Ben 28 Şubat davasında 13 yılla yargılandım. 28 Şubat kanayan bir yaradır. Risk alan bürokrat ve siyasetçilerin olmayışından hala içerde yatan kardeşlerimiz mevcut. Zeki Hoca(Şengöz) ve Fahri Memur dokuz yıldır içeride. Ne çocuklarının düğünlerine ne de yakınlarının cenazelerine gidemediler. Ramazan Kayan Hoca’nın kardeşi Nurettin Kayan sadece abisini evinde konuk ettiği için cezaevinde. Mirzabeyoğlu hâlâ içerde. Yakup Köse kardeşimizin de durumu malum. Ayette dendiği gibi; Hangi suçtan dolayı kız çocukları diri diri gömüldü. Evet! Hangi suçtan dolayı bu kardeşlerimiz zindanda çürümeye mahkum ediliyor?  Ben bunu doğrudan Başbakan’ın vicdanına ve adalet bakanına soruyorum.  Bu insanlar sadece gençleri eğittiler. Baştacı edilmek yerine cezaevine atıldılar. Unutulmamalıdır ki onların bedenleri hapsedilebilir ama fikir ve düşünceleri gençlerin ufuk çizgisidir. Bazı konularda bir gecede yasa çıkarılıyor. Bu insanlar için neden böyle bir şey yapılmıyor? Sivas mağdurları da aynı şekilde. Herkes Sivas olaylarının derin devlet işi olduğunu biliyor. Oysa Sivas sanıklarının hapisten tek tek cenazeleri çıkıyor.

Bunu da Atlatacağız

İslam dünyasında kan ve gözyaşı dinmiyor. Özellikle Mısır’da cunta mahkemesinin verdiği 529 idam kararına bakılırsa Müslüman ülkelerindeki zulüm devam edecek…

İslam dünyasındaki bu bölünmüş ve parçalanmışlık aslında bizim geri kalmışlığımızın eseridir. Yüz yıldır Müslüman halklar ulus devletlere,  çete yönetimlere, azınlık diktatörlere mahkûm ve maruz kaldı. Binlerce kadın ve erkek şehidimiz zindanlarda ve meydanlarda şehit oldu. Şimdi bir uyanış o şehitlerin kanlarıyla dirildi. Bu bir diriliştir ve uyanışa doğru yol alınıyor. Bu sürecin zor olacağını biliyoruz.  Biz Mısır’da iktidarı kaybetmiş olabiliriz ama onurumuzu kazandık. Şu an da uykudan uyanmışlığın mahmurluğunu yaşıyoruz ama bunu da atlatacağız. Biz ön saflarda canhıraş uğraşan mıyız yoksa arkada kalabalıklara takılmış bir nesne miyiz? Bunu anlamamız lazım. İslam dünyasının özne yiğitlere ihtiyacı var. Eğer Muhammed Mursi direnmeseydi bugün özgürlük ateşi küllenirdi. Bu Türkiye’de de böyle. Sayın Başbakan da direnmeseydi aynısı olurdu. Bir toplantıda Başbakan bize “ Bu bana yapılan bir saldırı değil. Bu Türkiye ve İslam dünyasının geleceğine saldırıdır. Dininize saldırıyorlar sahip çıkın” demişti.

*Halkın dediğini AK Partinin okuması gerekiyor. Bir kısım kirlere, siyasi entrika ve ahlaksız temayüllere bulaşmış olanları da bu güçlü ümmet tasavvuru olan liderin temizlemesi lazım. Çünkü bu saydığımız kötü vasıflara sahip kişiler yük ve ağırlıktır. Türkiye’nin siyasi ufkunu ve İslam dünyasıyla birleşmesini geri çekip, Başbakan’ın aldığı riski arttırmaktadırlar.

*İslam dünyası olarak ciddi bir daralmadan geçtik. Düne kadar ayakta kalma mücadelesi veriyorduk. Şimdi yeni bir İslam medeniyetini inşa edebilecek tasavvuru yeni yeni konuşuyoruz. “Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır” diyor ya şiirde, yenilgi bizi yıkmadı.  Rabbimize “bize yol göster” diyoruz. O da Türkiye ve Ortadoğu’da bize yollar gösterdi. Bizde o yollardan gideceğiz.

Özlem DOĞAN/Milat Gazetesi