Ülkemizdeki oluşturulan gündemlere/sorunlara ve sorulara dışardan baktığımızda daha net görünüyor.


Galender Muhtarlı Azerbaycan’da yayınlanan Yeni Müsavat gazetesindeki yazısında işte Batılıların Türkiye’ye çizdikleri rolün dışına çıktığına dikkat çekiyor. Ama “Türkiye bunun farkında.”

Türkiye çok ileri mi gitti?

Suriye’de kan akıtılmakta ve her gün onlarca insan öldürülmektedir. Bunu kimse inkâr edilmemekte. Bir de belki de ekranlara yansıyanların da çok fazla abartılı olduğu da farkediliyor gibi. Neden? Bütün AB ve ABD bu haberlerin böyle yayınlanmasını istiyorsa, onların kendi planlarının yürümesi için medyaları da bu sürece yardımcı olmakta.

Burada Galender Muhtarlı’nın düşüncesi de ilginç. Muhtarlı, dünya toplumlarının yaşanan bunca adaletsizliğe karşı hâlâ kayıtsız kaldığını, tarihte yaşanıp yaşanmadığı bile doğru dürüst bilinmeyen olayları soykırım olarak göstermeye çalışan süper güçler, nedense Suriye halkı için ölüm makinesi hâline gelen Esad rejiminin yaptıkları karşısında suskunluğunu korumaya devam ettiğini söylüyor ve Suriye’den farklı olarak Arap baharının uğradığı diğer ülkelerde yaşanan olaylar karşısında duyarsız kalamayan AB ve ABD, kararlı bir tutum sergileyerek kendi halkının katili olduğunu iddia ettiği bu rejimleri tarihin çöplüğüne gömdüğünü savunuyor.

Suriye’de yaşanan insanlık dramının bir yılı aşkın bir süredir devam etmesinin en önemli nedenlerinden biri Türkiye faktörü olduğunu söylerken Muhtarlı, Bir bölge ülkesi ve halkı olarak bu gerçeğin farkında olmamız gerektiğini ifade ediyor. “Açıkçası, Arap baharının başladığı günden itibaren, Türkiye’nin bölgede oynadığı rol, tarihî fırsattan yararlanarak yaşanan olaylarda kendi yerini kendisinin belirlemesi, Türkiye yönetiminin Tahrir Meydanı’nda yüz binlerce Mısırlı tarafından coşkuyla karşılanması, Ankara’nın Libya sorununun çözümü ve ülkedeki yeni hükûmetin oluşumunda önemli bir rol üstlenmesi, Suriye sorununun çözümüyle ilgili girişimleri ele alması büyük devletleri rahatsız etti.”diyor.

Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihine baktığımızda, Türkiye’nin 80 yıl boyunca bölgenin herhangi bir sorununun çözümünde belirlenen çizgi dâhilinde, hep seyirci durumunda kaldığını görüyoruz. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaşlaşma prensibinden yönünü Batı’ya dönmek vardı. Bu yasağın kökünün, tarihi Lozan Barış Antlaşması’na dayandığını söyleyen yazar, süper güçlerin, Türkiye’nin bölgedeki rolünü azaltmak ve aynı zamanda yeni kurulan iktidarlar üzerindeki etkisini kısıtlamak amacıyla söz konusu süreci uzatmakta kararlı olduğunu da iddia ediyor.

Şu anda ülkemizin içinde bulunduğu durum ve uğraştığı problemler, Fransa Senatosunun onayladığı “Ermeni tasarısı” da, Uludağ olayları da, ülke içerisinde bilinçli bir şekilde oluşturulan sorunlar da Türkiye’nin kendi iç meseleleriyle uğraşmak zorunda kalan bir ülke hâline getirilmesi için tasarlandığını, daha doğrusu, Batı’nın, Türkiye’ye “çok ileri gittiğini” dolaylı bir şekilde dahi olsa hatırlatmak istediğini açık bir şekilde seziliyor olduğunu buna karşın Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı ABD ziyaretinin de asıl amacının, Türkiye karşısında bilinçli bir şekilde oluşturulmak istenen söz konusu sorunların hem Türkiye Devleti hem de Türk halkı tarafından yeterince anlaşıldığını ifade etmek olduğunu söylüyor.

Yani Türkiye Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’nun ABD’ye ve AB’ye verdiği mesaj, “Ülkemiz için oluşturulmaya çalışılan sorunların ve problemlerin farkındayız. Hem devlet olarak hem de halkımız fert olarak bunu bilmektedir.”dir.

Gerçekten halkımız farkında da muhalefet farkında mı?

Başbakanına “terör örgütü başkanı” diyen bir muhalefet için bu söylenenler ne kadar anlamlıdır?

19.02.2012

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here