10505611_611005469007513_2737587258016009402_n[1]Geçenlerde “Türkiye’deki Dini Hayat” araştırmasından söz etmiştim.

Araştırmanın önemine değinmiştim.

Fırsat buldukça araştırma ile ilgili bazı değerlendirmelerde bulunmaya çalışacağım.

Bu araştırmada benim en çok dikkatimi çeken konulardan biri de Türkiye’deki Hanbelî nüfus oldu.

Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de nüfusun % 0,1’i Hanbelî varmış.

Doğrusu ilgi çekici bir durum…

Hani, şaşırmadım desem yalan olur.

Çünkü bildiğim kadarıyla Türkiye’de Hanbelî bir azınlık yaşamıyordu.

Yani bu Hanbelîler ülkenin kadim sakinlerinden değiller.

Demek ki nevzuhur bir durumla karşı karşıyayız.

Peki, kim bunlar?

Nerden zuhur ettiler?

Daha önce hiçbir sosyolojik zemini olmadığı halde birden istatistiklere girecek kadar Hanbelî nerden ortaya çıktı?

Bu, tabi bir süreç mi?

Ya da gerçekten bunlar sadece fıkhi bir mezhep olan Hanbelî mezhebinin müntesipleri olarak görülebilirler mi?

Tabi ki hayır?

Bunların aslında son yıllarda artan Selefiliğin bir yansıması.

Dolayısıyla fıkhi bir mezhep olmaktan ziyade itikadi / siyasi bir düşüncenin tezahürü.

Hanbelîlik burada bilinen anlamıyla bir fıkhi mezhep olmanın ötesinde bir anlam taşıyor.

Yani bu itikadi / siyasi grubun meşruiyetlerini sağlayan bir retorikten ibaret.

Zira günümüz Selefiliği Hanbelîliğe indirgenemeyecek kadar karışık bir durum arz ediyor.

Günümüz Selefiliğinin yükselişinin hangi küresel konjonktürün ürünü olduğu, hangi küresel hesaplara denk düştüğü, hangi küresel güçler tarafından desteklendiği meselesinin ayrıca üzerinde durulması lazım.

Ancak şu an konumuz bu değil.

Konumuz Türkiye’deki cemaziyülevveli olmayan bu Hanbelî, diğer bir ifade ile Selefi nüfusun nerden geldiği meselesi…

İstatistik rakamlarına bakacak olursak demek ki Türkiye’de her 1000 kişiden biri kendini deklare edecek düzeyde Selefi.

Söz konusu rakam azımsanacak rakam bir değil.

Bu rakamlar Türkiye’de hızlı bir selefileşme olduğunu gösteriyor.

Bu da aslında ciddi bir durum arz ediyor.

Araştırmayı yapan Diyanet bu durumu nasıl okuyor, nasıl değerlendiriyor bilmiyorum ama önemli bir sosyal, siyasal ve dini durumla karşı karşıya olduğumuz ortada.

Zira son zamanlarda neşv-ü nema bulan el-Kaide, Nusra, Bako Haram ve IŞİT gibi selefi örgütlerin insan kaynağını bu dini / sosyolojik zeminden karşıladıkları biliniyor.

Ve görünen o ki, Türkiye’de de bu insan kaynağı için münbit bir arazi oluşmaya başlamış.

Bu örgütlerin şimdilik Türkiye versiyonu olmadığı için Türkiye daha çok insan kaynaklarına katkıda bulunuyor.

Ancak bu örgütlerin Türkiye versiyonun bugün için olmaması, yarın olmayacağı anlamına gelmiyor.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here