33638-mazlum-der-gaziantep-mehmet-alkis

Dindışı düşüncenin ürettiği devasa ürünlerin başında ırkçılığın bulunduğu kuşku götürmez bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Gözleri kör, kulakları sağır eden; kalpleri mühürleyen, akletmeyi engelleyen, düşünceyi donduran sinsi bir ur hükmünde olan ırkçılığın ilk teorisyeni ve temsilcisinin şeytan olması boşuna ve anlamsız değildir.

Geleneksel kabileci tutumun İslam’a ve Müslümanlara verdiği büyük zararı dikkatten uzak tutmadan şunu ifade edebiliriz: Modern dönemle karşılaştırıldığında geleneksel ırkçı/milliyetçi eğilimler yerel ve bölgeseldir. Buna karşılık modern dönemde planlanarak üretilen ırkçı/milliyetçi dalganın küresel ölçekte bir yaygınlık kazandığına yaşadığımız dönem en önemli tanıktır.

Türkiye başta olmak üzere İslam Dünyasının, ırkçılığın en yaygın ve etkili olduğu alan olması üzüntü verici ve rahatsız edici olduğu kadar ilginç ve çelişkili bir durumdur. Müslüman bloku çökertip sömürüyü istisna kabul etmez küresel boyuta ulaştırmak üzere planlanan bu ideolojik projeye en çok Müslüman dünyanın karşı çıkması gerekirdi/beklenirdi.

Daha kötü olan ise; ırkçılığın bizzat Müslümanlar eliyle İslam’la özdeşleştirilmiş olmasıdır. İslami iddia sahibi devlet, topluluk, grup ve kişilerin bunu sapkınlık derecesinde meşru görmeleri ve içselleştirmiş olmalarıdır. İslam ümmetinin iki güçlü ve kadim mensubu olan Araplar ve Türklerin bu konuda başı çekmesi vahametin boyutunu iyice arttırmaktadır.

İslam ümmeti denilince akla ilk gelen Araplar ve Türkler, ne yazık ki,  düştükleri bu çukurdan çıkmak yerine içine daha çok gömülme gayretiyle yarışıyorlar.

Araplar, Arap merkezli; Türkler, Türk merkezli; ikisi de kendi egemenliğine dayalı bir İslam ve ümmet istiyorlar. Arap veya Türk olmazsa, ümmet de olmaz demeye getiriyorlar. Diğer Müslüman toplulukların zaten adını bile anmıyorlar. Onları, peşinen mahkûm edip kendi tebaaları gibi görüyorlar. “İzzet ve şeref Allah’ın, Resulünün ve Müminlerindir”, “Üstünlük takvadadır” diyen Kuranı; “İnsanlar bir tarağın dişleri gibidir”, “Arabın Aceme, Acemin Araba üstünlüğü yoktur” diyen Peygamberi akıllarına bile getirmiyorlar.

Türkiye’de gün geçmiyor ki; İslam’ı ırkçı tezlerine alet etmeyen sözde bir Müslüman Türk’le veya iktidar merkezli bir uygulama ile karşılaşmayalım.

Bu bağlamda daha önce eleştirdiğim Mehmet Doğan’a rahmet okutan, benim açımdan zamanlaması da ilginç olan bir yaklaşımı anmadan geçemeyeceğim.

“Küresel Koro’ya katılmak çözüm mü?” başlıklı yazımda şunları ifade etmiştim: “Her tarafından insan kanı damlayan bu kirli Modern Uygarlığa daha çok entegre olarak kimse bir “Adalet Medeniyeti” inşa edemez. Kimse kendini de bizi de aldatmasın.   

Böyle bir hedefe ilerlemek isteyenler, modern bataklıkta köşe kaparak bunu gerçekleştiremeyeceklerini anlamak zorundadırlar. Samimi iseler bunun yerine; hamasi nutuklarına konu edindikleri tarihimizin muazzam birikiminden yararlanarak bir model oluşturabilirler. Çünkü benzer bir tecrübeyle yüzyıllar öncesinde Selahaddin Eyyubi, çözümün şifrelerini önümüze koymuştu.”

Yazdıklarıma misilleme gibi talihsiz bir gelişmeyle karşılaştım. Uzun zamandan beri İslami camianın sırtından rant devşiren Kadir Mısıroğlu; ırkçı dürtülerle, cahilce, tarihi yalanlarla süsleyerek ve müptezel bir üslupla Selahaddin Eyyubi’ye saldırmış. İlmi, ahlakı, feraseti, öngörüsü, liderliği, stratejik dehası; en önemlisi, dine tavizsiz bağlılığıyla örnek bir şahsiyet olarak temayüz etmiş nadir insanlardan birine; bırakın bir Müslümanı, sokak serserilerinin bile ahlak dışı sayacağı bir tarzla ağzına geleni söylemiş.

Acı olan, Müslümanların, yapılan saldırıya kendilerini muhatap görmeyerek kayda değer bir tepki göstermemeleri ve onay olarak anlaşılacak bir suskunluk içine girmeleridir. Bu uğursuz suskunluğun altında yatan asıl neden, ırkçılıkla iç içe geçmiş bir din ihdas etme arzusundan başka bir şey değildir.

Nitekim Türkiye Müslümanları, benzer bir tutumu, Tayyip Erdoğan’ın son derece kaba ırkçı uygulaması karşısında da tekrarladılar. Bilindiği üzere; Erdoğan, putperest Türk tarihini de sahiplendiğini gösteren hilkat garibesi bir uygulamayı hem de sürekli sahnede tutacak şekilde hayata geçirdi.

Kürtleri Zerdüştlüğe sahip çıkmakla suçlarken Erdoğan’ı alkışlayanlar, bu uygulama karşısında lal kesildiler.

Müslümanlara yakışan yiğit duruşu anlatan şu olayı herkes payına düşeni çıkarsın diye hatırlayıp bitirelim:

“Sahabeden Sa’d b. Ebi Vakkas ile Selman arasında bir sorun ortaya çıkar. Sa’d b. Ebi Vakkas, Selman-ı Farisi’nin de bulunduğu bir ortamda herkesten soylarını saymalarını ister. Orada bulunanlar, kimin soyundan geldiklerini uzunca anlattıktan sonra sıra Selman-ı Farisi’ye gelir ve o, kendisini soyu yönüyle zor durumda bırakmaya çalışanlara şu eşsiz cevabı verir: “Benim soyumu mu bilmek istiyorsunuz. Rabbim bana İslam nimetini nasip etti. O yüzden ben İslam’ın oğlu Selman’ım.” Selman’a yapılanları duyunca üzülen ve öfkelenen Hz. Ömer çıkagelir ve tüm insanlığa şu mesajı verir: Kureyş’in çok iyi bildiği üzere babam Hattab, Cahiliye Dönemi’nin en seçkin insanlarından biriydi. Ama artık beni, babamın adıyla anmayın. Çünkü ben de İslam’ın oğlu Selman’ın kardeşi, İslam’ın oğlu Ömer’im.”