logo

Utanmadıktan sonra dilediğini yap!

Utanmadıktan sonra dilediğini yap!

Günahlar kanal ve yollardan aksa da,

Günah işlemek sıradan bir hal alsa da,

Rüşvetin adı vade,

Kumarın adı eğlence,

Zinanın adı evlilik öncesi cinsel deneyim,

Kadrolaşma ahlaksızlığının adı strateji,

Yalakalık ve yavşaklığın adı ilm-i siyaset,

Beş kuruş etmeyecek kazanımların adı kahramanlık,

İki slogan atmanın adı cihat olsa da…

Bilinsin ki bu işler, bu kadar basit değil!

 

Diyelim ki, çok etkili bir dilin vardı ve bütün insanları kandırdın,

Medyayı iyi kullanarak büyüdükçe büyüdün,

Gün-yüzüne çıkan suçlarından, çok iyi avukatlar aracılığıyla aklandın.

Ankara’daki dayılarının açtığı yollar sayesinde gücüne güç kattın…

 

Lakin; çukurun tümsekten,

Boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan,

Evinden yurdundan çıkarılanın tripleks evinde oturandan,

Mevki ve makamları gasp edilenin, liyakatsız olandan hesap soracağı bir gün var!

Ve o gün ne dayılar işe yarar, ne para pul.

Dillerin lal olur, gözlerin kör…

 

Yahudileşme; nasıl ki sadece Yahudilere ait bir ahlak değilse, fetöleşme de sadece Gülencilere ait bir ahlak değildir.

Zamanında Gülencileri çok uyarmıştık:

“Torpil yapmayın, fakiri kırmayın, kapitalist olmayın, ehil olmayana emaneti teslim etmeyin, kendi menfaatlerinizi ülke ve ümmet menfaatinin üstünde tutmayın, Allah’ın dosdoğru dinini eğip bükmeyin” diye.

Ama ne oldu?

Fetö, kendisini dev aynasında göre göre körleşti. Yapılan uyarılara ninni, yapanlara sinek muamelesi yaptı. En sonunda sivillere bomba yağdıracak kadar canavarlaşan, verilen emre sorgulamadan itaat eden dindar bir ordu oluverdi.

 

Yanlış anlaşılmasın, amacım Fetöye vurmanın prim yaptığı bu günlerde prim yapmak değil. Bugün asıl vurgu yapmak istediğim konu bu değil.

Fetöleşmiş zihniyetin hala içimizde bir yerlerde gezinmesi, hatta hayatımızın en kritik yerinde yeni fetölerin türemesi beni çok tedirgin ediyor.

“Fetöden boşalan alanları biz dolduralım” diyen yapıların onların izinden gitmeleri, ahlaken onlar gibi olmalarına rağmen onlara düşmanlık yaparak makam devşirenlerin varlığı beni çok korkutuyor.

Her platformda onların yolunun yanlış olduğunu anlatanların onların izinde yol almaları beni kara kara düşündürüyor!..

 

Ama biliyorum ki, dün nasıl muhataplar bizi dinlemediyse bugün de güç sarhoşu içinde yüzenler bizi dinlemeyecek.

Ne yapabiliriz ki?

Elimizden ne gelir ki?

Çocuğumuza bile gücümüz yetmezken kodamanlara gücümüz yeter mi?

Bütün bu hezeyanları için onları durdurmak mümkün olur mu?

 

Maalesef hayır! Ne bizim onlara gücümüz yeter, ne de onlar bizi dinleyecek durumdalar.

O yüzden bize de peygamber gibi şu manifesto nitelikli sözü söylemek düşer:

“Utanmadıktan sonra dilediğini yap.”

Share
#

SENDE YORUM YAZ

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.