33638-mazlum-der-gaziantep-mehmet-alkis

Irkçılığı ve Din düşmanlığını temel alan Ulus Devlet, kimi konulara salt ırkçılık, kimilerine de din karşıtlığı üzerinden müdahale etmiştir. Türklerin yaşadığı yerlerdeki müdahaleler dinî içeriklidir. Buna karşılık Kürdistan’daki müdahaleler hem din karşıtlığı hem ırkçılık içermektedir. 

 

Tarih boyunca dinî amaçlarla kurulan vakıflara ise, din ve ırk farkı gözetilmeden müdahale edilmiştir. Yani; Türk-Kürt-Arap, Müslüman-Hristiyan-Yahudi ayrımına gidilmemiştir.  Ulus Devlet sınırları içindeki tüm Müslüman ve Gayrimüslim vakıflar ortak bir operasyonla gasp edilmiş ve devletleştirilmiştir. Bu arada, fırsattan istifade kimi kişiler de devleti örnek alarak gasp furyasına katılmış ve vakıfları özel mülk haline getirmişlerdir.    

 

Vakıflar; tuhaf, çelişkili, hukuk dışı, müdahaleci, buyurgan, oldubittiye göre hareket eden devletin tutumunu gösteren son derece ilginç ve ibret verici konulardandır. Bu nedenle, üzerinde durulması ve yapılanların deşifre edilmesi hak mücadelesi açısından son derece önemli ve gereklidir. Böyle olduğu için, konu hakkında bir vesile ile sorulan sorulara verdiğim cevapları buraya da taşımak istedim:

 

 

 

Vakıf nedir, nasıl oluşmuştur, amaçları nelerdir?

 

Vakıf, Müslümanlar arasında sosyal hizmetlerin yürütüldüğü bir kurumdur. Dayanağı ise İslam dinidir. Kitap ve peygamber(as) tarafından çerçevesi belirlenen sadaka ve yardımlaşmanın hayata yansıması, kurumlaşmasıdır. Peygamberimiz bir hadisinde şöyle diyor: ‘İnsan öldüğünde şu üçü dışında amel defteri kapanır: Devam eden sadaka (sadaka-i cariye), Yararlı ilim ve Hayırlı evlat.’ Vakıflar bu temel üzerine kurulmuştur. İslam tarihinde peygamber(as) zamanından başlayıp günümüze kadar gelen vakıf sistemi zaman içerisinde çok önemli fonksiyonlara sahip olmuştur.

 

Bütün İslam devletlerinde vakfın çok yaygın bir şekilde hizmet gördüğünü biliyoruz. Özellikle din hizmetleri ve eğitim-öğretim (medrese) alanında önemli bir işleve sahip olmuştur. Tabiî ki bu sadece belli İslami ilimlerin ele alındığı medreseler değil fen ilimleri, tıp, astronomi ilimleri, felsefe gibi bütün derslerin okutulduğu medreseler söz konusudur. Medreselerin, yani eğitim-öğretimin finansmanı vakıflar eliyle sağlanmıştır. Vakıflar büyük ölçüde devletten bağımsızdır. Günümüz dünyasının son zamanlarda gelmiş olduğu eğitimin sivil toplum eliyle yapılması eğilimi, aslında İslam dünyasında yüzyıllarca önce başlamış bir konudur.

 

İnsanların arkalarından sadaka i cariye olmak üzere bıraktıkları mal ve mülk eğitimin finansmanının kaynağı olmuştur. Din hizmetleri ve eğitim hizmetleri İslam dünyasında iç içe yürümüştür. Yani medrese ile cami bir aradadır ve ikisi de vakıf eliyle yürütülmüştür.

 

 

 

Bu ne zamana kadar böyle devam etti?

 

Osmanlı devletinin sona erdiği 1923’e kadar böyle devam etti. Osmanlı döneminde de vakıfların çok fonksiyonel olduklarını bugün bile şöyle çevremize baktığımızda şehirlerin eski bölgelerini veya tarih kitaplarını karıştırdığımızda çok rahatlıkla görebiliyoruz.

 

1923’te devlet çok köklü bir nitelik değişikliğine gitti. Daha doğrusu, Osmanlının devamı olmaya karar vermişken birden bire şekil değiştirerek cumhuriyete ve ulus devlete dönüştü. Bu ulus devlet, dinle arasına çok keskin bir mesafe koydu. Hatta din-karşıtı bir dünya görüşü benimsedi. Dolayısıyla dine ait olan bütün kurum ve kuruluşları ortadan kaldırdı. Tabi bunların başında din ve eğitim hizmetlerini yürüten, aynı zamanda bir dini müessese olan vakıflar da vardır. 

Devlet, vakıflara el koydu ve kamulaştırdı. O zamana kadar halkın elinde sivil inisiyatifle devam eden bu sisteme devlet tarafından tahrip edildi. Hatta dini bir amaçla oluşturulan vakıfların gelirleri, dinin reddettiği bir amaç için kullanılır oldu.

 

Ne yazık ki böyle garipliklerin çokça yaşandığı bir ülke burası…

 

İbadet kastıyla ihdas edilen vakıflar İslam’ın çok çirkin ve kötü gördüğü, lanetleyerek reddettiği faizin sermayesi haline getirildi. Vakıfların gelirleri ve malvarlığı Vakıflar Bankasına sermaye yapıldı. Yani Müslümanların Allah rızası için, hayır için, insanlara yararlı olmak için miras bıraktıkları mal ve mülkün geliri dinin reddettiği faiz müessesinin uygulayıcısı olan bir bankaya sermaye yapıldı.

 

Dolayısıyla ortaya çıkan temel sorun, vakıfların devletleştirilmesidir. Devlet 1924’de çıkarttığı kanunla bütün vakıflara, hem Müslüman hem gayrimüslim vakıflarına el koydu. O günden bugüne meydana gelen gelişmelere göre devlet el koyduğu vakıfları istediği şekilde kullanıyor. Vakıfların gelirleriyle oluşan bütçeyi kendi politikasına uygun olarak harcıyor.

 

Bunun anlamı: Devlet, insanların inancına, ibadetlerine, hayat tarzına müdahale ediyor. İnançlarına uygun özgürce yaşamalarına izin vermiyor. Baskı ve dayatmaya maruz bırakıyor.

 

 

 

Gayrimüslim vakıflarının durumu nedir, onlara da müdahale edildi mi?

 

Son zamanlara kadar onların da durumu çok farklı değildi. Hatta daha kötü olduğu söylenebilir. Milliyetçi kesimler tarafından şeytanlaştırılan gayrimüslimlerin şahsi mallarına el konulduğu gibi vakıflarına da el kondu. Bir taraftan devletin desteğini alan kişiler, bir taraftan da bizzat devlet bu gasp işinin içinde yer aldı.

 

AB sürecine paralel olarak gayrimüslim vakıflarıyla ilgili bir takım gelişmeler oldu. Çünkü gayrimüslimler uluslararası arenada Avrupa’da ve dünyanın başka yerlerindeki etkili lobilerde gayrimüslim vakıflarının iadesi ile ilgili çalışmalar yaptılar. AB ile ilişkilerin arttığı, üyelik görüşmelerinin başladığı Ak Parti hükümeti döneminde gayrimüslim vakıflarının iadesi ilgili iki yasa düzenleme yapıldı. Bu yasal düzenlemelere göre bir kısım vakıflar iade edildi. Bir kısmı için de iade çalışmalar hala devam ediyor, yeni adımlar atılıyor. (Devam edecek).

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here