Resim_1306360212Yılan Jack romanının yazarı Yaşar Yeşil ile konuştuk.

ANTEP PRESS – Söyleşi

Yaşar Yeşil nelerle uğraşır?

1996’da yolumuz Cağaloğlu’na düştü. Matbaada işe başladık. Elimize mürekkep değdi. Yayıncılarla tanıştık, ahbap olduk. İçimize kitap sevgisi işledi. Ufak tefek yazmaya başladık. “Bir kahvenin kırk yıl hatırı olur” deyip Ahmedi Alieceoğlu kardeşimle birlikte“Türk Kahvesi” isminde bir gazete çıkardık. Adres olarak iş yerini gösterdik. Patron, çalıştığımız işyerini adres gösterdiğimizi öğrenince kıyameti kopardı. Kızdı, köpürdü. Nerdeyse işimizden oluyorduk. Bereket versin ki ucuz kurtulduk. Gazeteyi kapattık ama boş durmadık. Bir zaman sonra “Sonbahar” adında kültür-sanat-edebiyat dergisi çıkaralım dedik. 9 sayı çıkardık. Para yok, pul yok. Tıkandık. Başka yapacak bir şey yok. Mecburen onu da kapattık. Literatüre giremedik ama olsun. “Dünyanın sonu değil” dedik.

`Yaşarİnternet yaygınlaşmaya başlayınca, bu defa da sanal âlemde mevzilenmeye başladık. Farklı türlerde birkaç site kurduk. Mahlas isimle uzun süre oralarda yazdık. Bu sefer de yazılımcılardan çektik. Yok zamanda bir dünya paramızı yediler. Kurduğumuz sitenin bir tanesini iyi paraya sattık. Borçlarımızın bir kısmını kapattık.

Ayrıca film, montaj-dublaj işlerine de merak saldık. Bir miktar o işlerle uğraştık. Bir-iki kısa film ve belgesel denememiz oldu. Kısa senaryo çalışmalarımız oldu. Onlar da yarıda kaldı. Uzun süre Fide Yayınları`nda çalıştım. Sonra Çıra Yayınları`nda çalıştım. Birkaç yıldır internet haber editörlüğü yapıyorum. Kitap okuyorum, hikâye yazıyorum. Dergi çıkarma düşüncemiz var uzun süredir. Para da bulduk. Ama şimdi de arkadaşlar yanaşmıyor. Öyle gözüküyor ki yine internette mevzileneceğiz.

Kısacası Yaşar Yeşil 96’dan beri bu ve buna benzer işlerle uğraşıyor. Biraz uzun oldu ama ne yapalım, sazı elimize alınca bırakamıyoruz.

“Masal Yurdu” isminde bir çocuk kitabınıza da denk geldik. Ne tür kitaplar yazıyorsunuz?

`MasalAslında daha çok deneme ve hikâye yazıyorum. Birkaç kitap olabilecek miktarda yazılarım mevcut ama hiçbirini yayımlamadım. Masal Yurdu’na gelecek olursak; vakti zamanında elime ciltli bir masal kitabı geçmişti. Zaman zaman onu bizim ufaklıklara okuyordum. Birkaç masal okudum. Yahu kitap tam bir facia! Yalan yanlış bir dünya şey var içinde. Eli ayağı düzgün bir şey hazırlayayım, hem gönül rahatlığıyla kendi çocuklarıma okurum hem başkaları da faydalanır dedim. Sahafları dolaştım. Otuza yakın masal kitabı buldum. Hepsini sırayla okudum. Onlarda da ipe sapa gelmez masallar vardı. Çoğunu eledim. İçlerinden güzel olanları seçtim.

Bir de piyasada olanlardan, bilinen masallardan biraz farklı olmasını istedim hazırladığım kitabın. Az da olsa farklı ve güzel masallar buldum. Onları derledim. Düzeltilmesi gereken yerleri düzelttim. Fakat farklı ve güzel olmasını istediğim masalların toplamı bir kitap etmiyordu. Mecburen aralara klasik, bilinen masallardan da koymak zorunda kaldım. Kitabı böylece tamamladım. Masal arayışım hep devam etti. Yine sahafları dolaşıp eski basım masal kitapları buldum. İçlerinden bir miktar daha güzel masal seçtim. İkinci baskıda onları da kitabıma eklemeyi düşünüyorum. Amacım çocuklara farklı ve güzel bir masal kitabı derlemek.

Son kitabınız “Yılan Jack”te çok farklı bir konuyu işlediniz. Kitapta kovboylar var ama onlar bize pek tanıdık değil. Hatta Red Kit`ten ötesini pek bilmiyoruz. Neden bu konuyu yazdınız? İlginç bir öyküsü olmalı…

Matbaada birlikte çalıştığımız bir arkadaşım vardı. Bir gün bana ilginç bir şey anlattı. Olay şöyle;

Arkadaşım, yurtdışından Türkiye’ye tatile gelen yeğenlerine macera hikâyeleri, kovboyları falan anlatıyormuş. Bu hikâyeler yeğenlerinin çok hoşuna gitmiş. Dayılarına, “dayıcığım bu kovboy Müslüman mı, namaz kılıyor mu” falan diye çeşitli sorular sormaya başlamışlar. Bizim arkadaş da yeğenlerine “tabi Müslüman, hem namaz da kılıyorlar” şeklinde bir şeyler söylemiş.

Arkadaşıma, bunu mutlaka yazmak gerekir, dedim. Bundan ilginç bir hikâye çıkar, dedim. Biraz kurgu falan yaptık birlikte, fakat arkadaş daha sonra pek oralı olmadı. “Sen ne yapıyorsan yap” dedi bana. Hikâyeyi birkaç arkadaşıma anlattım, bana güldüler. “Kovboydan Müslüman mı olur? Başka uğraşacak bir şey mi yok. Daha hayırlı şeylere kafa yor” dediler.

Hikâye bir defa kafama yatmıştı. Mutlaka yazacağım dedim kendi kendime. Yazmasına yazacağım; ama nasıl? Matbaada çalışıyoruz; işler ağır ve oldukça yorucu. İşe gidip gelirken hikâyeyi vapurda ve tramvayda yazmaya başladım. Hatta hikâyeyi tramvayda yazarken bir gün kendimi öyle bir kaptırmışım ki ineceğim durağı geçmişim, sonradan fark ettim. Bu şekilde hikâyeyi bitirdim. Bitirmesine bitirdim ama bu defa yayımlamaya cesaret edemedim. Çünkü düz bir metindi. Hiçbir edebi değeri ve derinliği yoktu. Kendi eserimi kendim yayımlamaya değer bulmadım. Her ne kadar Mustafa KutluForrest Carter gibi ustaları okumuş olsak da yazmanın güç bir iş olduğunu o zaman anladım.

Suat Köçer kardeşim kitabın yayımlanması konusunda benimle uzun süre mücadele etti, sonunda beni ikna etti. Kitapta da çok emeği var sağolsun. Ümit Aktaş ağabey,Ahmet Sait Akçay ve birkaç arkadaş daha beni yüreklendirdi. Ümit ağabey son okumasını yaptı. Birkaç eksiğini düzeltti sağolsun. Böylece kitabımızı yayımladık.

`26577`

Kitabın ana karakteri Hacı Ali. Osmanlı zamanında gerçekten de Amerika`ya yardım için, develerle beraber giden bir kişi Hacı Ali. Hâlâ şenliklerle anıldığını biliyoruz. Biraz bize O`ndan bahseder misiniz?

Açıkçası kitabı yazarken Hacı Ali isminden habersizdim. Araştırdıkça bu zatın sıra dışı, ilginç bir hayat öyküsü olduğunu fark ettim. Hacı Ali hakkında bir hayli şey öğrendim. 1954 yapımı “Güneybatı Geçidi” diye bir film var. Hacı Ali ismi o filmde de geçiyor. Çölü geçmek için develer kullanılıyor. Hacı Ali bu filmde devecilerin lideri. Amerikalılar Hacı Ali’nin ismini doğru telaffuz edemedikleri için ona Hi Jolly diyorlar. Filmde develer için “çöl gemisi” deyimi kullanılıyor ki bu da çok ilginç bir tespit.

Hacı Ali, 1856 yılında Sultan Abdulmecid’in emriyle 34 deve ve beş deve bakıcısı ile birlikte Teksas’ın İndianola limanına gidiyor. Ki bu Osmanlı’nın Amerika ile ilk münasebeti kabul edilir. Amerika o zamanlar Meksika ile savaş halindedir. Nihayetinde Amerika’ya savaş yardımı olarak otuz deve verilir. Abdulmecid Han, Amerika’ya dört tane de hediye deve verir. Otuz dört deve ve 6 deve bakıcısı 1956 yılının sonlarına doğru Teksas’ta olur. Hacı Ali henüz yirmi bir yaşlarındadır ve deve bakıcıların reisidir. Çöllerde develeriyle Amerikan ordusunda 30 yıla yakın çalışır ve tam bir efsaneye dönüşür. Çünkü büyük çöllerle kaplı alanda ordu ile sivil hayat arasındaki bağlantıyı o sağlamaktadır. Mektup vs. getirip götürür. Herkes onun yolunu bekler. Hacı Ali büyük bir üne kavuşur. Herkes ondan söz eder.

Devecilerden üç tanesi daha sonra Osmanlı`ya geri döner. Hacı Ali ise iki arkadaşıyla beraber Amerika’da kalır. Arkadaşlarından İlyas Bey Meksikalı bir kızla evlenip Meksika’ya yerleşir ve bir oğlu olur. Oğlu Elias Plutarco Calles 1924-1928 yılları arasında Meksika devlet başkanı olur. Üçüncü arkadaşı, Amerika-Meksika savaşında yaralı bir Meksikalı askere yardım eder. Bu nedenle Amerika, Osmanlı vatandaşı deve bakıcısı bu zatı ne yazık ki idam eder. Hacı Ali ise Amerikalı bir bayanla evlenir ve iki kızı olur. Savaş bitince Hacı Ali develeriyle çölde taşımacılık işlerine başlar. Bir nevi posta şirketi kurar ama işleri umduğu gibi gitmez. Develeri çölde kurda kuşa yem olur. Hacı Ali de 1902’de çölde develerinin boynuna sarılmış bir şekilde ölü bulunur. Bölge valisi tarafından 1936 yılında Arizona’nın Quartzsite kasabasında adına bir anıt dikilir. Anıtın tepesinde bir deve rölyefi bulunmaktadır. Hatta Camel sigarasının paketinin üzerinde bulunan deve resminin de Hacı Ali’nin develerini temsil ettiği söylenir. Arizona’da bir efsane olarak dilden dile dolaşan Hacı Ali için her yıl 6 Ocak’ta Quartzsite’da Hi Jolly festivali yapılmaktadır. Bu seneki festivali TRT televizyonu da göstermişti.

`Hacı
Hi Jolly, Hacı Ali Bey efsanesi

Kitapta gördüğümüz Hacı Ali gerçekten de yaşamış bir karakter, ama Yılan Jack ile karşılaşmaları sizin kurgunuz yani.

Hacı Ali tabi ki gerçek bir şahsiyet. Kitaptaki ise bir kurgu. Kitapta daha çok Hacı Ali’nin fikirleri ön planda. Hacı Ali’yi biraz gizemli kılmak istedim kendimce, merak uyandırmak istedim. İlginç bir yaşam öyküsü olan bu şahsiyetin hayatını herkes kendisi araştırsın istedim. Bunda ne kadar başarılı oldum bilemiyorum.

İslam ve Teksas.. Kitapta Yılan Jack Hacı Ali ile, dolayısıyla İslamla da karşılaşmış oluyor. Ama bir “hidayet romanı” ile karşı karşıya değiliz, değil mi?

Açıkçası hidayet romanı olmasını istemedim. Kitapta Yılan Jack’i Hacı Ali ile erken karşılaştırdım. Ama dikkat edilirse Yılan Jack hemen teslim olmuyor. Arayışı, kitap boyunca sürüyor, sancısı devam ediyor. Hemen namaza başlamıyor veya diğer dini ritüelleri yapmaya çalışmıyor. Müslüman olup olmadığı pek açık değil. Ama okuyan duygusal olarak Müslüman olduğunu düşünebilir. Biraz gerçekçi olmak lazım. İnsanların değişimi kitaplardaki kadar kolay değil. Ben daha çok kasabadaki gidişatı sorgulayıcı bir mantıkla ele almaya çalıştım.

Olayın bir de şöyle bir yanı var, sonuçta bahsettiğimiz kişi bir kovboy. Silahını hızlı çekebilenin hayatta kaldığı bir dünyadan ve bir kişiden bahsediyoruz kitapta. Gözü dönmüş, sert, gangster tipler var karşımızda. Hidayete erme olayı keşke kitaplardaki kadar kolay olsaydı!..

Raif Cilasun`un “Teksas`ta İslam`ın Gücü” kitabını çok az kişi bilir. Usta yazar da bu konuyu bir romanda işlemişti. Sizin de ilginizi çekmiştir sanırım..

Raif Cilasun’un Teksas’ta İslam’ın Gücü isimli kitabı 1984 yılında Konya’da Can Yayınları tarafından basılmış. Kitap, İzmir Ödemiş’ten Teksas’a giderek Kızılderililere yakın bir vadiye yerleşen ve tarımla uğraşan Yunus Efe ile oğlu Tahir’in kovboylarla mücadelesini konu alıyor. Kitap, tam bir hidayet romanı. Yunus Efe’nin oğlu Tahir, bir kovboyun Eleni adındaki kızını sevmektedir. Fakat kız Hıristiyan’dır. Eleni sonra Müslüman olur. Nikâhlarını dönemin cumhurbaşkanı Abraham Lincoln kıyar vs. Doğrusu ilginç bir kitap.

İnsanların Yılan Jack`e ilgisi nasıl oldu?

Tanıtım, reklam falan pek olmadı. Bu nedenle satış anlamında ciddi bir geri bildirim olmadı. Bu anlamda benim bir beklentim de yok açıkçası. Kitabı çıkardığımda herkes çok şaşırdı. Çünkü kimse benden böyle bir şey beklemiyordu. Herkes “çok ilginç, sıra dışı bir kitap” diyor.

Gerçi son kitabınız henüz çok yeni ama, yine de sormak istiyorum… Bundan sonra, yine farklı konularla okuyacak mıyız sizi?

Doğrusu kafamda farklı ve ilginç konular var. Ama bunları ne zaman yazarım bilemiyorum. Çünkü kitap yazacak ne bir kulem ne de bir çalışma odam var. Yoğun tempoda çalışan ve ilk etapta aileme karşı sorumluluklarımı yerine getirmeye çalışan biriyim. Okumayı ve yazmayı çok seviyorum. Okumadığım ve yazmadığım zaman sıradanlaştığımı hissediyorum. Her şeye rağmen yazma eyleminden kopmak istemiyorum. Kendimi zorluyorum ve bir şeyler ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Ne demişler, “Eşek ölür semeri kalır, insan ölür eseri kalır”

Vakit buldukça fabl tarzı kısa hikâyeler yazıyorum. Eylül ayına yetişirse bunları yayımlamayı düşünüyorum. Bunun dışında Yılan Jack’in devamını yazmak istiyorum. Biraz kurgu da yaptım ama henüz yazmaya başlayamadım. İlginç bulduğum konulardan biri de Hz. Süleyman kıssası… Hüdhüd, karınca, cinler, rüzgâr vs. bunlarla ilgili bir çalışma düşünüyorum. Vesselam…

Sohbet için teşekkürler. Kaleminize ve sözlerinize kuvvet..

Bana böyle bir fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. Dünya Bizim’i ilgiyle izliyoruz. Yolunuz açık olsun…

 

 

Sümeyye Karaarslan konuştu / Dünya Bizim