Her yer kan gölü. Ve ortalık ölü sevicilerden geçilmiyor.


Başbakan nekrofili kelimesini kullandığında hemen aklıma Alev Alatlı gelmişti. Viva La Muerte: Yaşasın Ölüm adlı kitap Türkiye`nin kendi geleneklerinden nasıl kopartılıp Batı medeniyetine eklemlenmesi ve bunun yarattığı ahlaki ve toplumsal çöküş , gündelik hayatımızdaki örneklerle çok güzel anlatılmıştı. Hayatın en basit kaidelerinden ölüme kadar medeniyetimizden süzülen öğretilerin nasıl alaşağı edildiğini görmek gerçekten şaşırtıcı idi. Kitapla ilgili değerlendirmeler yapan bir öğretim üyesi dostumuz  ” Bizi bize anlatanlara ihtiyacımız var ” demişti bu kitap için.

Ölü seviciliği de yine aynı kitapta bahsi geçen bir kavram. Bu kavramla insanın eşyalaştırılması ve dolayısıyla insana dair olan biten herşeyin , ölüm de dahil olmak üzere mekanize edilerek , teknik cümleler ve açıklamalarla değerlendirilebilir olmasının da önü açılmış oluyor. Bunun en güzel örneği Suriye`de yaşananlar ve terör saldırıları.

Hükümetin Suriye politikasını gözden geçirmesi noktasında eleştiriler var ancak dün çok karşı çıkanlar bile , bugün yanıbaşımızdaki katliama sessiz kalmanın insani olmayacağını söylemiş bulunuyorlar. Özellikle bazı sosyalist çevreler de bile vicdanlar ideolojinin önüne geçiyor ve ölü sevici olmaktansa insan olmayı tercih ederek orada yaşanan zulme bir tepki koyulmaya çalışılıyor. (Başlarda çok sert çıkışlar yapan Nurettin Şirin`in son açıklamaları da bu minvalde değerlendirilebilir)

Lakin toplumun büyük çoğunluğundaki bakış açısı yazarın üstte belirttiğim kavramsallaştırmasına öylesine uygun ki!

Örnek mi istersiniz ?

Suriyede çocuklar katlediliyor buna nasıl duyarsınız kalırsınız dendiğinde, Tayyip de kolkola geziyordu şimdi Esed zalim mi oldu cevabını alıyorsunuz

Hamile bir kadının evine füze atılmış karnındaki “9 aylık” bebek de anne de ölmüş bu nasıl bir anlayıştır diyorsunuz? Asker cenazeleri hakkında niye konuşmuyorsunuz deniyor?

Hele mesele silah veriliyor mu sorusuna gelince? Ambulanslarla gönderildiği bilgisi herkes tarafından dillendiriliyor.

Hasılı kelam konu Suriye olunca ölenlerin kıymeti yok, sadece iddialar var. Aydınlıktan süzülen ve Vatan, Hürriyet , Milliyet gibi malum gazetelere sıçrayan sui-zan dolu ve sırf iç siyasetteki hesabını dışarıdaki mesele üzerinden görmeye çalışanların “sakallı” yalanları dolaşıyor insanların zihninde…

Hal böyle olunca insan hayatı bu kadar ucuz değerlendirmelere kurban gidince ölü seviciliği,  bambaşka bir boyut kazanıyor.

İşin başka bir boyutu ise  Özgür-Der den Rıdvan Kaya`nın sarfettiği cümlede gizli ’‘Müslümanlar arasında bundan önce de, bir çok konuda fikir ayrılığı yaşanmıştı, kabul. Ama ilk kez içimizden bir grup bir zümre çıktı ve apaçık bir zulmü sahiplenebildiler, işte bu gerçekten çok acı”…

İslami haber sitelerine girdiğinizde aynı açıklamadan birbirine zıt anlamların manşet edilerek sitelerde yayınlandığını görüyorsunuz.  İran`a yakın olanlar cımbızla çekip , meseleyi hükümetin politikalarında ki başarısızlığa bağlamayı başarıyor. Abd ve İsrail`e küfredilirken  Rusya ve İran`ın tavırlarında bir gayri insanilik görülmüyor. Bu bilgi kirliliği içinde Cumhuriyet gazetesi zamanında aşağıladığı dindarları göndermek istediği İran`la sıkı fıkı olup manşetten röportajlar yapabiliyor.

Daha da beteri geçtiğimiz günler de aralarında  “islami” camiadan popüler bazı kişilerin de bulunduğu bir etkinlik Hatay`da gerçekleşiyor. Etkinlikte Esed`e destek sloganları atılıyor. Ulusalcı Ergenekoncu ne kadar çevre ve örgüt varsa bir arada güzelce Esed`in direnişine(!) destek olunuyor.

Tartışılması gereken çok nokta var. Suriye`de ki silahlanma süreci, Özgür Suriye ordusunun heterojen yapısı ve Esed sonrası olası karmaşalar vb. Ancak bütün bunlar ölümlere göz yummamızı  ve bunca zulmü sırf içerdeki siyasi beklentilerimizi karşılamayanlar yüzünden görmezden gelmemizi  sağlıyorsa, ölü sevicilikle iç içe olduğumuzu düşünmek durumundayız.

Bir de Suriye`den gelenlerin yaşadıkları veya yaşattıkları kimi olaylar üzerinden Suriyelilere demediğini bırakmayan “konforu bozulan” tatlı su müslümanlarına ya da Gazianteplilere sözüm şudur : Suriye`ye gidip ucuza benzin şeker vb şeyleri alırken, herşeyi ucuza alıp gelip burda satarken, Suriyeliler gelip Antep`in alışveriş merkezlerinde , çarşılarında bol bol para harcarken iyiydi de , şimdi bu insanlar zor durumda kaçıp gelince mi kötü oldular? Elbette asayişi bozan olaylar olacaktır ama sanki 2 milyona yaklaşan nüfusuyla Gaziantep`te olan herşeyi Suriyeliler yapmış gibi faşizanca düşüncelere dalmak herhalde hiç insani değil. Acaba bu arkadaşlar Suriyelilerin sınırdan geçmesine izin verilmeyerek yeni bir ARAKAN yaratmamızı mı isterler? Mülteci kamplarındaki olan durumlar için de aynı şey geçerli. Tek suçlu Suriyeliler değil tam aksine organizasyonda problem yaşayan ve yaşatan bir devlet de var karşımızda.

Hasılı kelam Müslüman bir zihin bütün bu olanlar karşısında sağlıklı bir düşünceyle sağlıklı bir zemin oluşturarak konuşmalı düşünmeli hareket etmeli kanımca.  Lakin birbirimizle olan hesaplarımız kan gölüne dönen coğrafyamızda ölümlere göz yummamıza olanak sağlıyor ve kan kaybediyoruz. Bunun sonuçlarını şimdi değilse bile sonradan görmek hiç zor olmayacaktır. Bizler ölümü zorunlu olmadıkça istemeyen bir inanıştan geliyoruz.  Biz diriltmeyi ve yaşatmayı önceleyen bir medeniyetin evlatlarıyız. Bunu yaptıklarımızla ve söylediklerimizle de göstermekle yükümlüyüz…

Not:  Kilis`teki mültecilere yönelik Deniz Feneri`yle birlikte Ramazan Bayramı Arefesinde sınırdan  bir yardım ulaştırmıştık. Bugünlerde de Kilis`te başından beri IHH ve yerel derneklerin yardımlarına ek olarak Deniz Feneri de ciddi bir yardım organizasyonu yapıyor. Bir giyim mağazası açılıyor  ve ailelerin ihtiyaçları karşılanmaya çalışılacak. Yine sınır ötesine ilaç ve gıda temini için birkaç yardım aracı gelecek.  Ayrıyeten Hayat Vaktı`ndan bir grup ta 3 günlük bir etkinlik için Öncüpınar da olacak. Her türlü destek olmak isteyen arkadaşlara duyurmak istedim.

07.09.2012