IMG_20160117_200145-400x251

Ülke gündeminde önemli bir konu var: Yeni Anayasa. Ancak bu konunun önemine rağmen İslami kesimden maalesef bu konuya ilişkin gereği kadar önem verilmediği görülmektedir. Aslında sadece İslami kesimde değil, diğer başka bir çok kesimde de bu konu ciddi bir şekilde ele alınmıyor. Oysa ülkemiz için önemli bir şans bu Anayasa değişikliği. İslami kesim ise bu süreç içerisinde etkin bir rol oynamalı ve yeni Anayasa’nın yapım sürecinde görüşleri, önerileri, yaklaşımlar vs ile bu anayasanın ruhunun oluşmasına katkı yapmalıdır.

Anayasa değişiklikleri çok sık yapılan bir şey değildir. Bu sebeple eğer bir değişiklik yapılacaksa bu ülkenin önemli bir unsuru olan İslami kesim, bu sürece ciddi katkı sunabilecek bir konumdadır. Bu süreçte İslami camialar bir araya gelmeli, yeni Anayasa’dan müslümanların ne beklediğini açıkça ifade etmelidirler. Çeşitli illerde ve platformlarda anayasa ile ilgili bir çok program yapılmalı, paneller, seminerler, konferanslar, çalıştaylar düzenlemeli, basın bildirileri hazırlanmalı, eski anayasanın aksayan yönleri iyi bir şekilde ortaya konmalı ve yeni anayasada yer almasını istedikleri, bekledikleri konuları halka iyi bir biçimde aktarmalıdırlar.

Ülkemizde “bu anayasa değişmeli” diyenlerin önemli bir kısmının “neden değişmeli? Neyi değişmeli? Ne olmalı” gibi sorulara cevap verebileceğini sanmıyorum. Öğrencilerim ve tanıdıklarım arasında yaptığım bir mini ankette bu soruların cevabını verebilen pek az insan çıktı. Öncelikle neyin bizi rahatsız ettiği iyi tespit edilmeli, daha sonra ise bunun yerine önerinin ne olduğu iyi ifade edilmelidir. Bu çerçevede ben yeni anayasada yer alması gereken mevzularla ilgili kısaca kendi görüşlerimi yazacağım.

Yapılacak yeni anayasada, ülkemizin enerjisinin önemli bir kısmını harcayan “Kürt sorunu” ile ilgili önemli iki değişiklik, mutlaka ama mutlaka yapılmalıdır. Bu değişikliklerden birincisi “Anadil’de Eğitim” meselesidir. Mevcut anayasanın 42. Maddesine göre Türkçe dışında bir anadilde eğitim yapılamaz. Fakat bu bir kutsal metin değildir. Kürtlerin anadillerinde eğitim talepleri kabul edilmelidir. Her bir dil Allah’ın ayetidir. Dolayısı ile bizzatihi kıymetlidir. Kürt halkının temel ve meşru talepleri arasında yer alan bu mesele, Kemalist düzenin günahlarındandır ve bu günahları biz dindar insanlar üstlenmemeliyiz. Hatta bir an önce ortadan kaldırmalıyız. 1000 yıldır kardeşçe ve bir arada yaşayan bizleri neredeyse birbirine düşman kılan bir uygulama olarak bu tür davranışların bizlere bir faydası olmadığı gibi zararı olduğu aşikardır. “Ninem ve oğlum arasında tercüman olmak istemiyorum. Doğrudan konuşabilmelidirler” diyen bir Kürt kardeşim, bu isteğinde hatalı mı acaba? Bu sorunu örneğin % 50 resmi dil olması hasebiyle Türkçe, % 50 ise anadili  olması hasebiyle Kürtçe bir eğitim müfredatıyla vererek çözse devlet, çok mu kötü olur?

İkinci bir mesele de anayasal vatandaşlık tanımının değiştirilmesi ile ilgilidir. Mevcut anayasanın 66. maddesi çerçevesinde “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” ifadesi, Türklüğün bir ırk olarak kabul edilmesi sebebiyle kapsayıcı değildir. Bu bağlamda madde, “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiyelidir” şeklinde daha kapsayıcı bir çerçeve içerisinde ifade edilmelidir.

Bu iki madde dışında daha bir çok konu, ciddi, kapsamlı, artı ve eksi yönlerini dikkate alarak, nimet külfet dengesi çerçevesinde ele alınmalı ve sadece eleştiri babından değil, aynı zamanda çözüm üreten, ayakları yere basan öneriler getiren bir boyutta ele alınmalıdır. İslami camia hem Kürt halkının meşru taleplerini dillendirme konusunda cesur davranmalı hem de ülkenin geleceğine yön verme noktasında aktif bir konumda olmalıdır. Özellikle Kürt halkına yönelik olarak İslami camia, bugüne kadar görmezden geldiği bu sorun için borcunu ödemelidir…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here