Babası kendisi doğmadan annesi de doğduktan sonra ölen yetimler yetimi bir peygamberin bize bıraktığı önemli bir mirastır yetimler…


 

“Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksula, öksüze ve esire yedirirler. “Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız.” derler. Allah da onları bu yüzden o günün fenalığından korur; onların yüzüne parlaklık ve neşe verir.” (İnsan, 76/8-11) 

Bu yüzden, yetime kucak açıp korumak, insanın önünde duran Allah yolundaki zorlu engellerden birini aşmak demektir: “Biz ona eğri ve doğru iki yolu da göstermedik mi? Ama o, zor geçidi aşmaya girişemedi. O zor geçidin ne olduğunu sen bilir misin? O geçit, bir köle ve esir azad etmektir; yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır. Sonra, inanıp birbirlerine sabır ve merhametlilerden olmayı tavsiye edenlerden olmaktır. İşte bunlar amel defterleri sağdan verilenlerdir.” (Beled, 90/10-18)

Acaba yaradan “Rabbin, bir yetim olduğunu bilip de seni barındırmadı mı?” derken bize nasıl bir sorumluluk yüklüyor diye kaçımız düşündük bilmiyorum. Paylaştığım ayetlerdeki vurgular yetimlerin hayatımızdaki yerinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.Duha suresinde Allah “Sakın yetimi ezme” buyururken , Fecr suresinde de “Hayır hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz” uyarısıyla “yetim” sözcüğünü duyduğumuz anda akan suların duracağını haber veriyor bize.

Bütün bu ayetlerle birlikte Taberani de geçen şu hadisi de aktarmak da fayda var. “Allah katında en sevimli ev içinde yetimin ikram gördüğü evdir”.

Yorum yazacak hal değil aslında. Allah yetimlere özel önem vermemizi ısrarla vurguluyor ve alemlere rahmet olarak gönderdiği peygamberini de yetim kılarak adeta çağlar ötesine bir mesaj veriyor. Yetim bir çocuktan peygamber tercihi yapıyor Allah..

İşte bütün bu hassasiyetler üzerinden yazının başlığını atmama sebep olan şeye geleceğim. Evet biraz Hakan Albayrak ağabeyin aniden bir  hissiyatla yazdığı yazılara benzeyecek. Çok fazla yorum ve entelektüel çaba içermese de , direkt mesaj içeren ve insanın kalbine değen bir yazı…

Geçtiğimiz günlerde Deniz Feneri Derneği`nin Yetim Sofrası adında bir iftar programını organize etmeye çalıştık. Yemek yetişir mi acaba kaç kişi gelinir , salonu herkes bulur mu gibi sonradan yersiz olduğunu gördüğüm sorularla birlikte, Yıldız Düğün salonu gelin gibi süslenmişti. Hayırlı işlerin mutfağında kazan kaynatan Eren Yemek ve harika ekibi de tam kadro hazırdı. Salonda ayakta dolaşan 8-10 tane gönüllü ailelere tabldotlarla yemeklerini dağıtacaktı. Fakir babası Mehmet Tekerlek amca yanına iki manevi torununu da alıp bembeyaz elbisesiyle müsemma yüzüyle salonu şereflendirdi .Öylesine memnun ve mutlu olmuşum ki , fotoğrafımı görenler bile hayretler içinde kalmıştı.

Bizler istediğimiz zaman istediğimiz salonda , istediğimiz lokantada , istediğimiz şekilde yemek yiyen, garson beğenmeyen, yemek ayırteden insanlar ! Sade bir menüyle , renkli masa örtüleriyle bezenmiş bir salonda bütün bu hazırlıkların ortasında eliyle yüzünü saklayan, bir yetim çocuk, ancak Allahın söyleteceği bir cümleyi sarfederek hem orda yapılan ibadetin ruhumuza değmesini sağlayıp  hem de başımızdan aşağıya kaynar bir su döküp, bütün paradigmalarımızı, alışkanlıklarımızı yıkarcasına dünyamızı tersine çevirmeyi başarıyordu…

“Anne biz cennete mi geldik? ”

 

 

 

23.08.2011