Türkiye’ye gelen ve Devlet tarafından kamplara yerleştirilenSuriyeli sayısı 185.000 civarına ulaştı. Bunların ihtiyaçları Devlet tarafından karşılanıyor. Çadırlarda ve kısıtlı imkânlarla yaşamak başlı başına bir sıkıntı olmakla birlikte zorunlu ihtiyaçları karşılandığı için şanslı sayılabilirler. Çünkü birçok ülkede bu imkânları bulamayıp yaşamak zorunda kalan pek çok sığınmacı var. Hatta sömürgeciler tarafından talan edilen ve kendi topraklarında yaşadıkları halde; açlıktan, susuzluktan, hastalıktan, şiddetten kırılanların haddi hesabı yok. Diğer ülkelerdeki sığınmacılara; Ürdün, Irak ve Lübnan’a sığınan Suriyelilere bakılınca Türkiye’dekilerin daha iyi durumda olduğu anlaşılıyor.
Ancak Türkiye’ye sığınanlar bu kamplarda kalanlardan ibaret değil.  Bunların dışında çeşitli nedenlerle özellikle sınır kentlerin varoşlarına sığınıp yaşamaya çalışan pek çok aile bulunuyor.
Varoşların; zor şartların dayatmasıyla köyünden kentinden iç göç yoluyla kopup gelenlerden oluştuğu biliniyor. Yoksulluk ve işsizliğin pençesindeki bu insanlar zaten son derece kısıtlı imkânlarla yaşamaya çalışıyorlar. Kaçak yollardan inşa ettikleri ve düzenli bir alt yapıya sahip olmayan derme çatma evlerde barınıyorlar. Anlayacağınız yardıma muhtaç bu insanların Suriyeli sığınmacılardan pek bir farkı bulunmuyor.“Muhtacı himmet bir dede, nerede kaldı gayrıya himmet ede!”
Hal böyleyken; Suriyeliler, tutunabileceklerini düşündükleri bu semtlere yerleşmeyi tercih ediyorlar. Birbirlerini izleyerek belli noktalarda kümeleniyorlar. Doğal olarak, derme çatma da olsa yeterli sayıda ev bulmaları mümkün olmuyor.
Çaresizlikten, evlerin kullanılmayan ve yaşamaya uygun olmayan bölümlerine talip oluyorlar. Güneş almayan bodrumlara, ambarlara, çatı aralarına, kapısı penceresi olmayan alanlara, dükkânlara yerleşiyorlar. Teraslara veya boş alanlara çektikleri plastik brandaların altında yaşayanlar bile var.
Adım başı karnını doyuramayan, bebeğine yedirecek bir şey bulamayan, soğuktan korunamayan, yatağı olmayan, yıkanma imkânından yoksun, elbisesiz ve ayakkabısız insanlarla karşılaşıyorsunuz.
Kira, su, elektrik ve acil işleri için nakit para bulamamaları büyük bir sorun! Nereden ve nasıl bulsunlar? (Büyükşehir Belediyesi ve Tedaş’ın kulakları tırmalansın!)
Başta bölgenin sınırdaki en büyük ili Gaziantep olmak üzere, Şanlıurfa, Hatay, Mardin gibi sınır illerine sığınan Suriyelilerin sayısı hakkında net bir bilgi bulunmuyor. Ancak yapılan gözlemler ışığında bazı tahminler yapılıyor.
Gaziantep örneğinden bakalım:
Yapılan tahminlere göre Gaziantep’te 15.000 dolayında sığınmacı bulunuyor. Bu sayının Gaziantep’in nüfusuna oranı yüzde birdir. Demek ki, Antep’te yaşayan her yüz kişiye bir sığınmacı düşüyor. Buna göre:
Yüz kişi günde 50 kuruş verse ayda 1500.TL,
Yüz kişi günde 25 kuruş verse ayda 750.TL eder.
Başka bir hesaba göre; Antep’teki varlıklı yüzde onluk dilimden;
On kişi günde 5 TL verse ayda 1500.TL,
On kişi günde 2,5 TL verse ayda 750.TL eder.
Bu iki seçenekten biri uygulamaya geçirilse, Devletin destekleriyle birlikte Gaziantep’teki sığınmacıların sorunları büyük ölçüde çözülmüş olur. Bu insanların yokluk ve sefalet içinde yaşamaları önlenmiş olur.
Peki, Gaziantep bu potansiyele sahip midir? Elbette! Hem de fazlasına sahiptir.
Öyleyse; görenleri şaşkına çevirecek, utandıracak, kahredecek, yerin dibine batıracak, vicdanları sızlatacak, ‘İnsanlık bu mu’ dedirtecek sefalet manzaralarının Gaziantep’te yaşanmasına göz yumulmaması, görmezden gelinmemesi gerekmez mi?
Evet, bu manzaraları gördüm ve insanlığımdan utandım. Siz de görmeli ve aynı utancı yaşamalısınız. Zira bu utanç hepimize yeter!
Başta bu İlin Bakanı Fatma Şahin, Milletvekilleri, Kamu Yöneticileri, Partileri, Belediyeleri, Sivil Toplum Kuruluşları,
Ticaret Odası, Sanayi Odası, Meslek Kuruluşları, Sendikaları, Holdingleri, Sanayicileri, İhracatçıları, Tüccarları,
Suriye ile ticaretten para kazananları,
Gözü tok ve gönlü zenginleri nerdesiniz! Gözler sizi arıyor!
Bu kadarcık şeyin hakkından gelemiyorsanız yazıklar olsun size!
İddialı sözleriniz,  toplantılardaki nutuklarınız, medyadaki görüntüleriniz, beş yıldızlı toplantılarınız, düğünlerde saçtığınız paralar, lüks ve israfa bulanmış hayatınız gözümüzün önünde duruyor.
Bu perişanlık ve sefalet içinde yaşayanlarla sizin yaptıklarınızı ister istemez karşılaştırıyoruz.
Hakkınızda ne düşünmemizi bekliyorsanız, onu düşünüyoruz! Hangi duyguları beslememiz gerekiyorsa onları besliyoruz!
Gerisi size kalmış!
Manzarayı yansıtmak için Gaziantep’i örnek aldım. Diğer iller de çok farklı değil!  Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!

10.03.2013