logo

18 Haziran 2017

Yol, yolcu ve seyyahlar

Prof. Dr. Salih ŞİMŞEK yazdı…

Sözlerin bittiği yerde yollar başlar…

Yol biterse seyyahların ömrü de biter…

Ferhat ile Şirin ne ise, Seyyah ile Yol odur.

Plansız seyahate çıkanlar, hiç kaybolmazlar.

Seyahat bir aşktır, anlamayana anlatamazsınız.

Yol alamayanlar ‘yolsuz’ kalırlar ve perişan olurlar.

‘Yol’ demek, seyyahlar için ‘şiir dinlemek’ demektir…

Bir seyyah, bir zamanlar, şöyle emiş: Yollar hep bizi gözler…

‘Uzaklık’ diye bir kavram var mı? Seyyahlara her yer yakındır.

Aslında sükûnet ve sağlık arayanların sığınacakları yerlerdir Tanrı Dağları…

Kervan, bugün de gitti ufukların derinliklerine… Seyyah, bugün de kaldı garip ellerde…

Hani diyorum; şimdi gecenin kalbinden fırlayıp, tabiatın bağrına atacaksın kendini…

Ne demiştim? Seyahatlerde işi ‘zuhurata’ bırakmak gerek… Planlama ve hesap-kitap derken, ‘asıl’ kaybolur gider…

Bir garip Seyyah şöyle demiş: Seyahat eden herkesin, herkesten ve her yerden öğreneceği çok şey vardır ve öğrenmenin sonu da yoktur.

Hani diyorum ki; mümkün değil, ama şimdi ıssız ve kimsesiz yollarda olmak vardı… Sessiz, sakin, dinlendirici ve huzur verici yollarda…

Yollar, ah yollar… Bitmeyen yollar… Yollar hiç bitmemeli… Yollar biterse, bazılarının ömrü de biter. Onlarla birlikte hayal olarak, sanal olarak, yolculuk bile güzel…

Kervanlar, insanı hiç beklemez ve bekletmezler. Gün, her gün başlar ve biter de seyyahların bazıları, oldukları mekânlarda kalırlar. Gidenlere selam, kalanlara sağlık olsun.

Kervan, bugün de ömrümüzden bir gün alıp götürdü, geleceğin kalbine doğru… Biz yine bu garip ellerde kaldık… Kim bilir, bizleri ne zaman alıp götürecek, gittiği diyarlara?

Bir Seyyah der ki: ‘Çözüm yolları olan yollar’, her derde çare bulurlar, ama sadece ve sadece, ‘kasaplarının bıçağını yalayan yalaka kurbanlıklar’ın dertlerine çare olamazlar!

Ehh, yavaş yavaş acele etmek gerekiyor: Türkistan bozkırlarına bahar geliyor. Orada burada dolaşmaya gerek yok… Dombra eşliğinde dalacaksın yollara, gideceksin gidebildiğin kadar Diyar-ı Türkistan’ın kalbine…

Hani diyorum; şimdi kalkıp gideceksin Çin Seddi’ne… Hilalin aydınlığında, sabaha kadar, bir başından bir başına yürüyecek ve geri döneceksin kürkçü dükkânına… Hayal, ama olsun. Hayal kurmaktan ölen var mı ki?

Hani diyorum; şimdi kalkıp çölün kalbine gidecek, ruhuna selam verecek, orada yaşayan Berberilerin misafiri olunacak, burada bir gece ağırlanacak ve geri döneceksin… Hayal, ama olsun. Bir zararı yok ki hayal kurmanın…

Hani diyorum; şimdi İspanya’da Endülüs’te olmak vardı. Granada’da (Gırnata) AL HAMRA SARAYI’nın esrarengiz ortamında dolaşmak, tarihin derinliklerine seferler yapmak ve derin derin ahhh çekmek vardı… Hayal, ama olsun… Hayal kurmaktan ölen olmamış ki şimdiye kadar…

Ahhh, yollar ah…

Sizler olmasanız var ya…

Share
#

SENDE YORUM YAZ

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.