Sigara dumanları yakmıyor artık gözlerimi, alıştım sanırım. Bi çay daha içelim… Sen de mi alıştın şekersiz içmeye.
Sen dur, şu köşeden bir kibrit alayım.
Yürüyelim mi biraz, ıslanırız…
 
Biliyor musun yürümeyi unuttuk biz. Neredeyse düşünmek için bile araç istiyoruz. Zaten ben oldum olası bütün araçlara gıcık olmuşumdur: Kelimeler hariç… Onlar iyi bir araç, gerçi arada yanlış da yapmıyorlar değil yüreğime, bazen yetmeyip bazen de yanlış anlaşılabilme ihtimalleri var
 
Havalar iyice soğusa da boğazlı kazağımı giysem!
 
Fark ettin mi bilmem; sadece havalar soğuyunca insan, soluğunun ısısına ihtiyaç duyar. Parmak uçlarına huhlar. Zavallı biz. Oysa birçok şeyimiz o içimizde ki ısıdan kaynaklanır. Gözyaşı bile… Hani coğrafya derslerinden hatırlarsın; nem, bulutlara yükselmesi sonra yağmur falan. Yok, ben zaten tam olarak anlatamam böyle şeyleri, aklımda kalan birkaç ipucuyla ortalama şeyler söylerim, anlaşılır zaten. İyi ki bunu yazıya dökmeye çalışmıyorum. Yazı zor ya… Nokta bile bir cümleyi bitirip bölebiliyor. Üç tanesi art arda geldiğinde de tam tersi. Tamam, yazı yürekten alıntı ama sonuçta onu da anlayacak diri yürek gerek. Onun için birçok şeyi lafla geçiştiriyoruz ya… Yazsak, izi kalır. Konuşunca ses olup dağılıyor.
 
Aklıma geldi şimdi, bu konuşmalarımızda boşluğa düşüp, ardından gökyüzüne yükselip de yağmura katkı sağlıyor mu ki! Tamam, saçmaladım zaten, boş ver. Okulda da böyleydim ben. Edebiyat öğretmenimiz bilgi gerektirecek şeyleri hep çalışkan öğrencilere sorarken, konu bitip de vakit geçmediğinde beni kaldırırdı tahtaya. ”Haydi, anlat!” derdi. Gülme bak, ciddiyim. Şehri anlatırdım ben de, biraz edebiyat çokça da coğrafya. Yeşilin neden sadece şehir mezarlıklarında olduğunu, kaldırımların da insanların yüreği kadar dar oluşunu. Bizim mahalleden bahsederdim, yüzüm de gayet ciddi ama. Mahalle de ki çocuklarla yol ortasında kurulan tek kale maçlardan, gülerlerdi arkadaşlar. Dedim ya yüzüm ciddiydi, içim gibi…
 
“ Yürek Coğrafyası “ diye bir ders neden yok sahi! Olmalı bence.
 
En çok da hocasını sevdiğim derslerden 10 alırdım, sevmediğimden de iki üç falan. Bir de bedenim ondu. Müzik dersinde de şiir okurdum. Sözlü notu verilirdi, karneye geçer yani. Bir kere yanılıp “bir şarkı söylemiştim de, İmam Hatip son sınıfta, arkadaşlarım günlüğümde bile ondan bahsetmişlerdi.
 
Yağmur gözlerimizi açtırmıyor. Bence de öyle olmalı…
 Melankolik yanı olmalı insanın ya hu. Yağmuru sadece çimeni yeşerten bir damla olarak görmek onca Meleğe haksızlık değil mi?
 
Evet, bugünlerde arttırdım sigarayı. Tamam, fetvalardan haberim var. Gavs hazretleri de azaltsınlar demiş. Biliyorsun dört sene bırakmıştım. Bırakacak kadar güçlü, tekrar başlayacak kadar zayıfım…
 
Öğleyi kılalım, vakit geçiyor. Yok, cem yapmayacağım ya hu, o arada olur. Hem var mezheplerde. “Biz mezhepler üstüyüz !” dememe takılma sen, bu sefer çaylar benden. Hem de artarda üç bardak. Söz ver ama sigarama karışmayacak, çayları da şekersiz içeceksin. Tamam, dua et sende; bırakırım, bırakırım…
 
Çayı ilerdeki çay bahçesinde içelim, küçük tahta tabureleri var oranın, garsonu da gülmeyi biliyor
Artık küp şekeri de kağıda sarıyorlar.Hijyen içinmiş.Ulan yüreğiniz açıkta be..

13.10.2012