DSC08251 

Çağdaş Uygarlık (Muasır Medeniyet); yeryüzünde kurduğu vahşi düzeni korumak ve sürdürmek için her konu, fırsat ve imkânı kullanıyor. Dünyayı, tam bir cehenneme çevirmiş; bütün milliyetler, toplumlar, ülkeler, dinler, mezhepler, kültürler birbirine düşman olmuş ve kıran kırana birbirlerini öldürüyorlar. Çağdaş uygarlık; bütün zekâsını, bilgisini, teknolojisini kullanarak insanların birbirini öldürmesi için durmadan silah üretiyor. İnsanlığın hizmetine sunduğu bu silahları(!) en ücra yerlere ulaştırmayı ihmal etmiyor. Kimin gücü ne kadarına yetiyorsa ona göre üretiyor, satıyor ve zaman kaybetmeden kargolarıyla teslimatları gerçekleştiriyor.

Üretip teslimatını gerçekleştirdiği bu silahlarla müşterilerinin birbirlerini nasıl öldüreceğini onlara öğreten “eğitimler” de veriyor. Zeyd’e, Amr’ı nasıl avlayacağını anlattıktan sonra aynı silahları sattığı Amr’ı da bu hizmetten mahrum etmiyor. Onu da Zeyd’i nasıl öldüreceği konusunda eğitiyor.

Eğer İsrail gibi bir müttefiki söz konusu ise; Filistinlileri öldürmesine engel olmasınlar diye bütün Arap Ülkelerine verdiğinden daha üstün ve daha çok silahı İsrail’e veriyor. Ta ki denge bozulmasın, bölgenin ve dünyanın istikrarı zarar görmesin(!)

Çağdaş uygarlık; yüzyıllarca aşağıladığı, sürdüğü, öldürdüğü, soykırıma tabi tuttuğu Yahudilerden hem kurtulmak hem Müslümanların başına bela etmek hem de bölgenin kaynaklarını daha iyi sömürmek; ayrıca ürettiği silahlara ve diğer ürünlere pazar açmak için onları Filistin’e yerleştirdi. Başta konvansiyonel ve kitle imha silahları olmak üzere gerekli her türlü yardım ve desteği vererek yüzyıldır Yahudilerin Filistinlileri öldürmesini teşvik ediyor. Filistinlilere arka çıkan Araplara sürekli silah satmasına rağmen her defasında İsrail’in onların burunlarını sürtmesini ve âleme rezil etmesini sağlıyor.

Diğer yandan; kurdurdukları ulus devletlerin kendilerine kayıtsız şartsız sadakatini sağlayıncaya ve kaynaklarını kullanıncaya kadar birbiriyle savaştırıyorlar. Pakistan-Hindistan-Bangladeş, İran-Irak, Kuzey-Güney Yemen, Sudan-Darfur, Etiyopya-Eritre ilk akla gelen birkaç örnek.

Bitmez tükenmez iç çatışmalar da aynı senaryonun bir başka sürümü. Afganistan, Pakistan, Hindistan, Libya, Sudan, Irak ve en son Suriye bu halkanın öne çıkan örnekleri olarak göze çarpıyor.

Gerek ülkeler arası savaşlar, gerekse iç savaş ve çatışmalarda kullanılan silahların uygarlığı, kaynağı, teknolojisi, mantığı, felsefesi, amacı aynı. Her şey; Dünyanın yüzde seksenini, yüzde yirmisinin sömürgesi/kölesi olarak yaşatmak. Hani, efendilerin yaşaması kölelerin de hayatta kalmasına bağlı ya…

Üreticiler kendi aralarında parselledikleri pazarlara anlaşarak silahlar gönderiyorlar. Ama her zaman silah üretici ve satıcılarının uyduğu değişmez kural, tüketicilerin birbirine üstünlük sağlamayacakları dengeyi korumaktır. Böylece daha çok silah satılması ve sektörün gelişip büyümesi mümkün olabiliyor.

Onlar birbirini öldüredursun, çağdaş uygarlık boş durur mu? Bu ülkelerdeki işlenmemiş, işe  yaramaz ham maddeleri, aynen silahlar gibi insanlığın hizmetine sunmak için önce bin bir zahmete katlanarak kendi ülkesine taşıyor, işliyor, paketlenmiş ürün haline getiriyor ve Zeyd ile Amr’ın hizmetine sunuyor(!)

Gerçi hem Zeydgillerin hem Amrgillerin acil ihtiyaçları var: İçecek su, yiyecek ekmek, ilaç, bebek maması, giyecek elbise, barınacak ev yok. Çağdaş uygarlık her dem yaptığı gibi hiçbir zaman çözmeyeceği bu sorunlar için yine ümit vermekten geri kalmıyor:

“Onların ne önemi var canım! Önce büyük emeklerle senin için ürettiğim şu televizyonu, telefonu, playstationı, tableti, otomobili al. Silahlar yetmedi ise yenilerini gönderelim. Öteki kabile/gurup/devlet sizi yenerse mahvolursunuz. Su, yiyecek, ilaç; bunlar kolay şeyler, hallederiz, dert etmeyin. Ölenleri toprağa gömün, huzur içinde yatsınlar, kalan sağlarla biz ilgileniriz(!)

Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, İMF gibi kuruluş ve fonları bunun için kurduk. Sizin ihtiyaçlarınızı karşılamak için onları hemen harekete geçireceğiz. Ama sakın gelişmiş dünyanın nimetlerine sahip olmaktan geri kalmayın. Bir İngiliz, Amerikalı veya Fransız’dan ne eksiğiniz var. Takım elbisenizi giyin, kravatınızı takın, evinizin mobilyasını tamamlayın; iyi marka bir de otomobiliniz, bilgisayarınız, kredi kartınız ve cep telefonunuz da olsun. İyi bir tüketici olursanız, tamam işte, daha ne olsun!”

Bu ibret alınmayan tarih hep tekerrür edip duruyor.

Peki, sürüp giden bu ezberin sorumluluğu kime ait? Suçlu kim?

Kendi çıkarı için bu savaşları çıkartanlar, dünyayı cehenneme çevirenler elbette affedilmez suçlar işliyor. Ama asıl suçlu; bu oyunları bozmayanlar, birbirlerini tüketenler ve bizzat savaşanlar, yani Müslümanlardır.

Müslümanlar arsızca Çağdaş Uygarlığa kuyruk olmaktan vazgeçmiyorlar. Kimisi liberalizme, kimisi sosyalizme, kimisi güce, kimisi iktidara, kimisi Ilımlı İslam’a, kimisi şiddete saplanmış küresel baronların ekmeğine yağ sürüyor.